(4721 S. K. m. 501, 713) (1086 S. K. m. 73) (6100 S. K. m. 27)
Dava: Ş. U.'la T. kızı H. ve Kayyım İzmir Defterdarlığı (Hazine) aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 21.12.2010 gün ve 51/524 Sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Kayyım (Hazine) vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Ş. U. vekili, dava dilekçesinde. 58 ada 9 Sayılı parselin T. kızı H. adına tapuda kayıtlı bulunduğunu, 40 yılı aşkın süreden beri vekil edeninin zilyet ve tasarrufunda olduğunu, H.'in 40 yılı aşkın bir süreden beri bilinmediğini, kaydına ve adresine rastlanılmadığını, mirasçılarının da bilinmediğini açıklayarak H. adına bulunan tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı T. kızı H.'e kayyım tayin edilen İzmir Defterdarlığını temsilen vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ... sahibi belli olmayan taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline... karar verilmesi üzerine: hüküm, kayyım vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve T.M.K.nun 713/2. fıkrasında, ... maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan... hukuki sebep sebebiyle tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesine dayalı olarak T.M.K.nun 713/1 ve 2. fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, kazanma koşullarının davacı yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davada taraf teşkilinin sağlanamadığı belirlenmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde ve 28.9.2010 tarihli yargılama oturumunda, tapu malikinin tapu kütüğünden anlaşılamayan kişi olduğunu açıklayarak ve bu hukuki sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak, dava kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise, belirlenecek mirasçılarına yöneltilerek açılır. Mahkemece, kayıt malikinin sağ olup olmadığı, ölmüş ise mirasçılarının bulunup bulunmadığı konularında hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan doğrudan kayıt malikine İzmir Defterdarı kayyım tayin edilmek suretiyle davanın yürütülmesine çalışılmıştır. T.M.K.nun 713/2. fıkrasında yer alan, birbirinden bağımsız üç ayrı hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalar nitelikleri gereği özel nitelikli davalar olup, kayıt malikine kayyım tayin edilmek suretiyle davanın yürütülmesi olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Bu bakımdan davada taraf teşkilinin sağlandığı söylenemez.
H.U.M.K.nun 73. maddesine göre mahkemece, taraflar yöntemine uygun bir biçimde mahkeme önünde hazır bulundurmadıkça hükmünü kuramaz yönünde olup, aynı paralelde düzenlenen H.M.K.nun 27. maddesinde ise, hukuki dinlenilme hakkından söz edilmektedir. Maddede açıklanan ... hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler... sözüyle, taraf teşkili kast edilmekte olup, bu hususu da kapsamaktadır. Mahkemece, anılan maddelerin göz önünde tutulması zorunludur.
O halde mahkemece yapılacak iş: öncelikle kayıt maliki T. kızı H.'in sağ olup olmadığının belirlenmesi, sağ ise açık adresinin tespiti sonucu dava dilekçesiyle Daire ilamının kendisine tebliği, sağ olup açık adresinin tüm araştırmalara rağmen saptanamaması halinde 7201 Sayılı Tebligat Kanununun diğer hükümlerinin uygulanmasına çalışılması, ölmüş ise, veraset belgesinin alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, alınacak veraset belgesine göre, mirasçılarının bulunması halinde davanın kendilerine yöneltilmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması ve davanın yürütülmesi gerekmektedir. Yine T.M.K.nun 713/2. maddesi gereğince açılan davaların nitelikleri gereği, mirasçı bırakmadan kayıt maliki ya da malikleri ölmüş ise, T.M.K.nun 501. maddesi uyarınca son mirasçının Devlet olması sebebiyle Hazineye davanın yöneltilmesi düşünülmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan kayyım atanmak suretiyle davanın yürütülmesi bu bakımdan usul ve kanunla Yargıtay uygulamasına aykırıdır.
Kaldı ki, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle Dairenin geri çevirmesi üzerine gelen tapu kayıtlarının tesciline esas alınan resmi akit tablolarında davaya konu yerin daha önce İbrahim karısı K.'ya ait iken, 23 Mayıs 1936 yılında tapuda yaptığı satış ve devirle davaya konu parselin T. ve K. kızı H.'e intikal ettiği ve bu durum karşısında H.'in tapu kayıtlarında yer alan kişi olduğu görülmektedir.
Sonuç: Davalı kayyım vekilinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 17.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy