(1086 S. K. m. 74, 76) (6100 S. K. m. 26, 33) (4721 S. K. m. 179, 225)
Dava: C.D. ile İ.Y. aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.05.2011 gün ve 393/172 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı ile vekil edeninin 1/2'şer paylı olarak adlarına kayıtlı bulunan 5062 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın 2. katının vekil edeninin katkıları ile yapıldığını açıklayarak bu bölümün değerinin belirlenerek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın yapımı sırasında vekil edeninin daha fazla katkısı bulunduğunu, kendisine ait arazilerini ve miras yoluyla kalan köyde bulunan evdeki hissesini satmak suretiyle elde edilen paralarla anılan dairenin yapıldığını, bu bölümde davacının hak ve
payı bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 16.076,07 TL alacağın dava tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya arasında yer alan tapu kaydına göre 5062 ada 6 parsel sayılı taşınmaz imar yoluyla 17.10.1995 tarihinde 170,77 m2 yüzölçümlü kargir iki katlı ev niteliğinde 1/2'şer paylı olarak davacı ile davalı adlarına tescil edilmiştir.
Davacı, evlilik birliği içerisinde adlarına paylı olarak kayıtlı bulunan taşınmaza inşa ettikleri binanın 2. katının yapımı sırasında katkısı olduğunu, ancak davalı ile boşandıklarını, ileride ortaklığın giderilmesi isteğinde bulunacağını, ancak davalının sebepsiz zenginleşeceğini, bu nedenle alacak isteğinde bulunduğunu bildirmiştir. HUMK.nun 74 ve 76. maddeleri (6100 sayılı HMK.nun 26, 33 m.) uyarınca olayları bildirmek taraflara, hukuki niteleme hakime aittir. Somut olayda; iddianın ileri sürülüş biçimi davalının savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davanın, mal rejiminin tasfiyesi isteğine ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır.
TMK.nun 179. maddesi hükmüne göre, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Aynı Kanunun 225/2. maddesine göre de; evliliğin boşanma ile sona ermesinde, mal rejimi; boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. 19.09.1975 tarihinde
evlenen eşler arasındaki mal rejimi, 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan boşanma davasıyla 09.02.2004 tarihinde sona ermiştir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere aile hukukundan (TMK.nun m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağlamıştır.
Az yukarıda belirtilen kanun maddeleri uyarınca, mal rejiminin sona erdiği tarihte 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlükte bulunduğundan görülmekte olan davada Aile Mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzeniyle ilgili olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında
kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Açıklanan nedenle davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve kanuna aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK.nun Geciçi 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.12.2012 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy