MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 24.11.2011 gün ve 58/90 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili ve davacı taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde ve 17.11.2009 tarihli celsede; dava konusu ... Köyü 185 ada 13,110 ada 6-10,118 ada 8, 119 ada 3, 122 ada 4, 123 ada 1, 130 ada 1 ve 138 ada 10 parsel sayılı taşınmazların kök muris ... ...’dan ...’ye, ...’nin ölümü ile de kendi miras bırakanı ... ve davalıların miras bırakanı ...’a intikal etmesine rağmen kadastro çalışmalarında yalnızca ... adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak, nizalı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile ... ve Elif mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiştir. ...’in diğer mirasçıları ..., ..., İsmail ve ... açılan davaya muvafakat vermişlerdir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; uyuşmazlık konusu taşınmazların anne ve babasından ...’a, onun ölümü ile de davalılara kaldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen, ancak, kayıt maliki ...’nin mirasçısı olan ... kendiliğinden yargılamaya katılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece,185 ada 13 parselin 05.07.2011 havale tarihli senet ile davalı ... tarafından 3. kişiden satın alındığı,122 ada 4 ve 130 ada 1 parsel sayılı taşınmazların taksim sonucu davalıların miras bırakanına intikal ettiği gerekçeleriyle bu parsellere yönelen davanın reddine, niza konusu diğer taşınmazların kök muristen intikal edip, taksim yapılmadığı gerekçesiyle bu taşınmazlar yönünden açılan davanın kabulü ile tapu kayıtlarında ki ½ hissenin iptal edilerek, ... adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine, hüküm, davalılar vekili ve davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muristen intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına yönelik tapu iptali ve tescil davasıdır.
Dava konusu taşınmazların kadastro tutanakları ile tapu kayıtlarının incelenmesinden; 2008 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ... adına tespit edilerek, tutanaklara itiraz edilmemesi üzerine 24.07.2009 tarihinde kayıt maliki adına tapuya tescil edildikleri ve halen intikal görmedikleri anlaşılmaktadır.
Kök muris olduğu anlaşılan ... ... ve ... ...’un dosya arsında bulunan mirasçılık belgelerinin incelenmesinde; 1951 ve 1964 yılında öldükleri, geride davacının miras bırakanı ... ile davalıların miras bırakanı ...’tan ve onlarında 1953 ve 1988 yılında ölümleri ile davada yer alan mirasçılarından başka mirasçılarının bulunmadığı tespit edilmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, dava konusu 122 ada 4 ve 130 ada 1 parsel sayılı taşınmazların mirasçılar arasında taksim yapıldığının tanık ve yerel bilirkişi beyanları ile saptandığına, bu taksim sırasında davacının miras bırakanına üst kısımdan verildiği açıklanan taşınmazların paftaya göre aynı kadastro çalışmaları sırasında ... adına tespit ve tecili yapılan 122 ada 3 ve 132 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar olduğunun anlaşıldığına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilamda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre, anılan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacının 122 ada 4 ve 130 ada 1 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün bu taşınmazlar yönünden ONANMASINA,
Davacının uyuşmazlık konusu 185 ada 13 parsel sayılı taşınmaza yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemece, anılan taşınmazın bila tarihli 05.07.2011 de havale edilen satış senedi ile davalı ... tarafından satın alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; satış senedinin yöntemine uygun bir biçimde keşifte uygulanmadığı ve senet kapsamının belirlenmediği, dava konusu taşınmazın bu senet kapsamında kalıp kalmadığı hususunda duraksamanın hasıl olduğu belirlenmiştir. Şöyle ki;
Her ne kadar, keşifte senet uygulaması yapıldığı görülmekte ise de; senedin kapsamında yer alan hudutlar ve mevkisi açıklanmak suretiyle yöntemine uygun biçimde bir uygulamanın yapılmadığı saptanmıştır. Bu yöndeki beyanlar son derece geçersiz görülmekte olup, sonuca ulaşmak bakımından tam bir kanaat vermemektedir. Öte yandan yerel bilirkişi ... ve davacı tanığı ... bu taşınmazın kök muris ... ve ...’den intikal ettiğini açıklamış, davalı tanığı ... ise taşınmazın davalı ... tarafından Feyzullah oğlu ...’dan satın alındığını bildirmiş olup, beyanlar arasındaki çelişki giderilmemiştir.Yine senette tanık olarak ... isminin yazılı olduğu görülmektedir. ...’in keşifte dinlenen yerel bilirkişi olup olmadığı Mahkemece araştırılmamış, aynı kişi ise senet içeriği ile keşifteki beyanı arasındaki çelişki giderilmemiştir. O halde Mahkemece, yeniden yapılacak keşifte daha önce dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 243 ve 244. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, 05.07.2011 tarihli senedin kapsamı, senette yer alan hudutlar ve mevki tek tek açıklanmak suretiyle dava konusu yapılan 185 ada 13 parselin senet kapsamında kalan yer olup olmadığının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu taktirde HUMK’nun 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, ...’in senet tanığı olması ve beyanı ile senet içeriği hakkında çelişki bulunması halinde çelişkinin giderilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Davalılar vekilinin uyuşmazlık konusu 138 ada 10, 123 ada 1 ve 119 ada 3 parsel sayılı taşınmazlara yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece, takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacının tüm mirasçılar adına dava açtığından harcın tüm mirasçılar adına yatırılıp, diğer mirasçıların yargılama sırasında usulüne uygun olarak davaya muvafakat ettiklerinin anlaşılmasına göre, davalılar vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışında kalan esasa ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya arasında bulunan mirasçılık belgesine göre, davacının miras bırakanı ... 22.08.1953 tarihinde ölmüştür. TMK'nun 28.maddesi uyarınca kişilik ölümle son bulur. Öte yandan 04.05.1978 gün ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ölü kişi adına tescile karar verilemeyeceği gibi dava tarihinde ölü bulunan kişiye karşı dava da açılamaz. Ölü kişi adına tespite ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30.maddesi hükmünün genel mahkemelerde uygulama yeri de bulunmamaktadır. Bu durumda Mahkemece, 138 ada 10,123 ada 1 ve 119 ada 3 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının ½ hissesinin iptali ile veraset ilamında ki payları oranında ... mirasçıları adına tescili yerine, ölü kişi adına tescile karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Davalılar vekilinin nizalı 116 ada 6-10 ve 118 ada 8 parsel sayılı taşınmazlara yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde, Mahkemece yapılan 05.07.2011 tarihli keşifte dinlenen yerel bilirkişi ... ve davacı tanığı ...’ın bu taşınmazların kök muris ...’dan ...’ye ondan da tarafların miras bırakanlarına kaldığı, ancak kendilerini bildiklerinden beri kayıt maliki ...’nin eşi Rıza’nın kullandığını, taksim yapılıp yapılmadığını bilmediklerini bildirmiş iken davalı tanıkları taşınmazların öncesinin kök muris ... ...’a ait ise de, bu yerlerin taksim edilerek, davalı ...’nın eşi ...’ye verildiğini, paylaşımdan sonra herkesin kendi yerini kullandığını, İsmail Kösem’e de kalan yerler olduğunu açıklamış, bu beyanlar arasındaki çelişki giderilmeden ve davalı tanıklarının beyanlarına hangi nedenle üstünlük tanınmadığı açıklanmadan eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiştir.
Bu halde; Mahkemece yapılacak iş; yeniden yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklar, HMK'nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılmalı, aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar keşif yerinde dinlenmeli, taşınmazların kimden intikal ettiği, kök muristen intikal etmiş ise mirasçıları arasında tüm mirasçıların katılımı ile taksim yapılıp yapılmadığı, taksim yapılmış ise her mirasçıya nerelerin verildiği, dava konusu yerlerin kime isabet ettiğinin duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi ve teknik bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesinin sağlanması, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde bu çelişkinin HMK'nun 261. maddesi uyarınca giderilmesine çalışılması ve toplanacak delillerle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalılar vekili ile davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca dava konusu yapılan 122 ada 4 ve 130 ada 1 sayılı parseller dışında kalan diğer tüm parseller bakımından BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18.40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılar ve davacıya iadesine, 17.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy