(2709 S. K. m. 141) (4721 S. K. m. 220, 225, 227, 231, 232, 235, 236) (6100 S. K. m. 26, 27, 297) (1086 S. K. m. 73, 74, 381, 388, 389) (YHGK. 19.06.1991 T. 1991/2-323 E. 1991/391 K.) (YHGK 19.04.2006 T. 2006/4-142 E. 2006/229 K.) (YHGK 05.12.2007 T. 2007/3-981 E. 2007/936 K.) (YHGK 23.01.2008 T. 2008/14-29 E. 2008/4 K.) (YHGK 19.03.2008 T. 2008/15-278 E. 2008/254 K.) (YHGK 18.06.2008 T. 2008/3-462 E. 2008/43 K.) (YHGK 21.10.2009 T. 2009/9-397 E. 2009/453 K.) (YHGK 24.02.2010 T. 2010/1-86 E. 2010/108 K.) (YHGK 28.04.2010 T. 2010/11-195 E. 2010/238 K.) (YHGK 22.06.2011 T. 2011/11-344 E. 2011/436 K.) (YİBK 07.06.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.)
Dava: Ş
Y
ile M
İ
aralarındaki değer artış payından kaynaklanan alacak (esasen, tapu iptali ve tescil, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı) davasının kabulüne dair Şanlıurfa 1. Aile Mahkemesi'nden verilen 10.12.2013 gün ve 17/1143 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Ş. vekili, tarafların 1991 yılında evlendiklerini, vekil edeninin kişisel malı niteliğindeki 3 adet bilezik, 3 adet aynalı bilezik, 1 adet hasır gerdanlık ve 11 adet Cumhuriyet altınından oluşan ziynet eşyalarının davalı tarafından alınarak iade edilmediğini, yine evlilik birliği içerisinde 2004 yılında davalı tarafından satın alınarak daha sonra elden çıkarılan ev üzerinde de hakkı bulunduğunu ileri sürerek, 10.000 TL ziynet eşyası alacağı ve 30.000 TL katılma alacağının davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davacı Ş. vekili tarafından 18.06.2008 tarihinde, davalılar M. İ. ile Ö. T. aleyhine açılan muvazaa sebebiyle avlulu kargir ev vasfındaki 613 ada 9 parsele ait tapu kaydının iptali ve davacı adına tescil istekli dava dosyası asıl dava dosyasının Daire tarafından bozulması sonrası Şanlıurfa Aile Mahkemesi'nin 11.04.2012 tarih 2011/421 Esas 2012/363 Karar sayılı ilamı ile asıl dava dosyası ile birleştirilmiş ve yargılama birlikte yürütülerek sonuçlandırılmıştır.
Davalı M. vekili, ziynet eşyalarının davacıda kaldığını, 2004 yılında satın alınan taşınmazın tapusuz olup, çalışarak elde ettiği gelir ile senetle satın alarak daha sonra ailenin ihtiyacından dolayı evlilik birliği devam ederken elden çıkardığını, diğer tüm ev eşyalarının da davacı tarafta kaldığını açıklayarak açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Birleşen dava dosyasında davalı Ö., evi M.'ten aldığını ancak Ş.'nin evi terk etmemesi sebebiyle evi tekrar verdiğini, evi aldığında tarafların boşanmış olduklarını açıklamıştır.
Mahkemenin, davanın kısmen kabulüne, 6.650 TL ziynet eşyası bedelinin davalıdan alınarak davacı Ş.'ye verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine ilişkin ilk kararı davacı vekilinin temyizi sonunda Dairenin 14.11.2011 tarih 2011/1029 Esas 2011/5847 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak, birleşen dava dosyasındaki deliller de birlikte değerlendirilerek davanı kabulüne, Şanlıurfa Merkez Kaleboynu 613 ada 9 parseldeki tapunun iptaline, davanın kabulü ile 40.000 TL katılma alacağının karar tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı M. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı Ş. ile davalı M., 15.11.1991 tarihinde evlenmişler, 23.03.2007 tarihinde açılan davanın boşanmayla sonuçlanması üzerine 19.10.2009 tarihinde kesinleşen hükümle boşanmışlardır. TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 23.03.2007 tarihinde sona ermiştir. Evlenme tarihi ile 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihi arasında taraflar arasında mal ayrılığı, bu tarihten sonra ise edinilmiş mallara katılma rejimi (TMK.m.218-241) geçerlidir.
Dairenin 14.11.2011 tarihli bozma kararında kısaca "
Davacıya ait altınların TMK. 220/2. bendi gereğince onun kişisel malı olup, bozdurulan altın parasının ise, aynı maddenin 4. bendi uyarınca kişisel malların yerine geçen değer niteliğinde bulunduğundan davacının asıl dava dosyasındaki isteğinin TMK'nun 227. maddesi uyarınca değer artış payından kaynaklanan alacak olduğu, buna göre araştırma ve inceleme yapılması taşınmazın elden çıkardığı iddiasının TMK'nun 227/2. maddesi gereği dikkate alınması gerektiği, bu durumda değer artış payı alacağının hesabı için öncelikle ziynet eşyalarının verildiği tarihteki değeri ile taşınmazın bu tarihteki sürüm (rayiç) değerinin ayrı ayrı saptanması, davacı kadının yaptığı katkının edinme değeri içindeki oranının bulunması, bu oranın tasfiye tarihindeki sürüm değeri ile çarpılarak çıkacak miktarın değer artış payı alacağı olarak karar altına alınması (TMK'nun 227), TMK'nun 232 ve 235/1. maddelerine göre taşınmazın tasfiye anındaki sürüm değeri, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre tasfiye tarihi olarak eldeki davanın karar tarihine en yakın tarih olarak kabul edilmesi, değer artış payı hesaplanıp taşınmazın tasfiye anında belirlenecek değerinden düşürüldükten sonra kalan miktar bakımından TMK'nun 231 ve 236/1. madde ve fıkrası uyarınca davacının katılma alacağının saptanması, gerektiğinde yemin deliline dayanılmış olduğundan davacı tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekirken yetersiz araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir
" gerekçeleri ile bozma sevk edilmiştir.
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, Hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK'na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E: 323, K: 391; 10.9.1991 gün ve E: 281, K: 415; 25.9.1991 gün E: 355, K: 440; 19.04.2006 gün ve E: 2006/4-142, K: 229; 05.12.2007 gün ve E: 2007/3-981, K: 936; 23.01.2008 gün ve E: 2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E: 2008/15-278, K: 254; 18.06.2008 gün ve E: 2008/3-462, K: 432; 21.10.2009 gün ve E: 2009/9-397, K: 453; 24.02.2010 gün ve E: 2010/1-86, K: 108; 28.04.2010 gün ve E: 2010/11-195, K: 238; 22.06.2011 gün ve E: 2011/11-344, K: 436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.
Nitekim 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi "c" bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının "Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini" de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Mahkemece,14.03.2012 tarihli yargılama oturumunda bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, birleşen dava dosyasındaki iddia ve savunma ile birlikte toplanan delillere göre yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Mahkemenin gerekçesinde, açılan dava dosyasındaki talep ve devamındaki satın almadan bahsedilmiş, tazminat ve tapu iptali ile ilgili yazılı şekilde hüküm kurulmasına karar verildiği açıklanmış ise de; bu açıklamaların gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu açıklamalar hükümde bulunması gereken hususları içermediği gibi hangi taleple ilgili hangi delilin neden dikkate alındığı ve sunulan delillerden hangilerinin hangi sebeple diğerlerine üstün tutulduğunu da göstermemekte olup bu bakımdan hukuki denetimin yapılamayacağı açıktır. Hükmün gerekçesiz olması sebebiyle esasına girilmeksizin bozulması gerekmektedir.
Bundan ayrı kabule göre de inceleme yapıldığında; davacı Ş.'ye ait ziynet eşyalarının bozdurulması ile gelen miktar da kullanılarak dava dışı İbrahim Hangişkan adına bulunan Sefa Konut Yapı Kooperatifindeki üyelik hakkının tüm hak ve yükümlülükleri ile noterde düzenlenen kooperatif üyelik hakkı devir sözleşmesi ile 8.6.2004 tarihinde davalılardan M. İ.'ın devraldığı, bu kooperatif üyelik hakkının 20.09.2004 tarihinde dava dışı Mustafa Akadaş'a devredildiği, devirden gelen para da kullanılarak bu kez 221 m2 miktarında ve avlulu kargir ev vasfı ile tapuda kayıtlı bulunan Kaleboynu Mahallesi 613 ada 9 parselin 1/3 payının 01.11.2004 tarihinde davalı M. İ. tarafından satın alındığı ve 14.12.2007 tarihinde de diğer davalı Ö. T.'a tapuda satıldığı dikkate alındığında, bozma ilamında gösterildiği şekilde davacının talebinin değer artış payı ve katılma alacağına ilişkin olduğu, birleşen dava dosyasında ise davalı M.'in adına kayıtlı 1/3 hissesini diğer davalıya devretmesi sebebiyle muvazaaya dayanılarak tapunun iptali ve davacı Ş. adına yarı oranda tescilinin talep edildiği açıktır.
Dava dosyası ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemenin verdiği kararda kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm bölümü arasında vekalet ücreti yönünden çelişki olduğu, kararda davacı lehine ulaşılan 40.000 TL katılma alacağına nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bu hususta bir bilirkişi raporu da bulunmadığı, birleşen dosyada tapunun iptaline karar verilmekle beraber kime ait tapunun ne kadarlık kısmının iptal edildiğinin ve kim adına tescil edildiğinin açıklanmadığı, tereddüt yarattığı, birleşen dava dosyasında davalı görünen tapu kaydında 1/3 pay maliki Ö. T.'ın karar başlığında davalı olarak gösterilmediği, davacı tarafın dosyada herhangi bir faiz isteği olmadığı halde, faize de hükmedildiği birlikte düşünüldüğünde usul ve yasaya aykırı görülen bu yönlerin her birinin bir bozma sebebi olduğu, hükmün esasının incelenmesi durumunda da açıklanan sebepler yönünden ayrı ayrı bozmaya sevkedilmesi gerektiği görülmektedir.
O halde gerekçe başta olmak üzere tüm bu açıklanan hususlar göz önüne alınarak Mahkemece, yapılacak iş; asıl dava dosyasındaki isteğin TMK'nun 227. maddesine dayalı değer artış payı ve TMK'nun 231 ve 236. maddelerine dayalı katılma alacağı, birleşen dosyadaki isteğin ise muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil niteliğinde olduğunu gözetmek, asıl dava dosyasındaki istekle ilgili davalı M. adına alınan ilk kooperatif üyeliğinin ve bu üyeliğin edinilmesinde kullanılan davacı kadına ait ziynetlerin 8.6.2004 tarihi itibarıyla değerlerini, ziynetlerle kooperatif üyeliğinin alımında ne oranda katkıda bulunulduğunu tespit etmek, sonrasında devredilen bu kooperatif üyeliğinden gelen para da kullanılarak alınan dava konusu 613 ada 9 parselin 1/3 payının alım tarihi itibarıyla edinilmiş mal niteliğinde olmakla birlikte bu alımda devredilen kooperatif üyeliğinden gelen miktarın ziynetlerle karşılanan kısmına tekabül eden bölümü davacının kişisel malı olup davacı lehine değer artış payına esas alınacak oranı teşkil edeceğinden, 613 ada 9 parselin 1/3 payının 01.11.2004 alım tarihindeki piyasa sürüm değeri dikkate alınarak bulunacak bu oranın bu payın mal rejimi sona erdikten sonra birleşen dosyadaki davalılardan Ö. T.'a satılmış olması sebebiyle 613 ada 9 parselin 1/3 payının bozma sonrası karar tarihine en yakın tarihteki bulunacak güncel değeri ile çarpılması ile davacı kadın lehine değer artış payı alacağı miktarını hesaplamak, hesaplanan bu değer artış payı alacağı düşüldükten sonra kalacak miktarın ise TMK'nun 231. maddesi gereği artık değer olarak kabul edilip artık değerin yarısı oranında da davacı Ş.'nin katılma alacağı hakkının bulunduğunu, davacının ziynetlerle alımda katkısı kabul edildiğinde ayrıca ziynetlerin bedelinin iadesinin mükerrerlik yaratacağından mümkün olmadığını göz önünde tutmak, bu hesaplama ve değerlendirmeler yapılırken gerektiğinde konusunda uzman bilirkişilerden gerek değerler gerekse değer artış ve katılma alacağı payları ile ilgili gerekçeli ve hüküm kurmaya elverişli rapor almak, birleşen dava dosyasında ise 613 ada 9 parselin tamamının değil 1/3 payının M. İ.'a ait iken Ö. T.'a devredildiğini, diğer 2/3 payın ise dava dışı kişilere ait bulunduğunu gözden kaçırmamak, 1/3 payla ilgili iptale karar verilmesi halinde bu payın kim adına tescil edildiğini de göstermek, az yukarıdaki ilkeler karşısında tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre her bir taleple ilgili kabul ve ret sebeplerini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm kurulurken taleple bağlılık (HMK.m.26- HUMK.m.74), taraflar lehine usuli kazanılmış hak ve verilecek hükmün infazında duraksamaya yer verilmemesi, infazın mümkün olması gerektiğine ilişkin ilkeler de dikkate alınmalıdır. Eksik incelemeyle gerekçesiz şekilde hüküm kurulamaz.
Sonuç: Davalı M. vekilinin bu konuya ilişkin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna aykırı görülen hükmün tamamı bakımından 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, yine 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 683,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21.10.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy