MAHKEMESİ : Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 24/09/2012
NUMARASI : 2011/51-2012/236
Murat Karadağ ile F.. K.. aralarındaki dava hakkında Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 24.09.2012 tarih ve 51/236 sayılı hükmün Daire'nin 15.11.2013 gün ve 5295/16784 sayılı ilamıyla temyiz isteğinin reddine karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, tarafların müştereken malik oldukları .. parselin öncesinde ortak muris ile dava dışı Serdar adlı kişiye aitken bu kişiler arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasında Serdar adlı şahsın payının, bedeli vekil edeni tarafından verilerek ortak muris Leman adına tescil edildiğini, murisin ölmeden önce taşınmazı vekil edenin çocuklarına vasiyet etmesi nedeniyle davacının taşınmaz üzerindeki yapının üst katı ile bahçedeki mutfağı yaptırdığını, davalı tarafından açılan vasiyetnamenin iptali davası sonucunda taşınmazın halen ortak muris adına kayıtlı olup taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası bulunduğunu açıklayarak, taşınmaz üzerinde bulunan yapının 1. katı ile bahçede bulunan mutfağın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalının onayı alınmadan yapılan tadilatı kabul etmediğini bildirmiş ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, taşınmaz üzerinde bulunan yapının 1. katı ile bahçede bulunan mutfağın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Daire'nin 16.11.2013 gün ve 2013/5295 Esas, 16784 Karar sayısı ile süresi içinde yapılmayan temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Mahkeme'nin gerekçeli hükmünün 28.11.2012 tarihinde tebliğ edildiği ve davacının 11.12.2012 tarihinde süresi içinde, gerekli olan harçları da yatırmak suretiyle hükmü süresi içinde temyiz ettiği anlaşılmakla, temyiz isteğinin reddine ilişkin Daire'nin 16.11.2013 gün ve 2013/5295 Esas, 16784 Karar sayılı temyiz isteğinin reddi kararının kaldırılmasına karar verilerek esasın incelenmesine geçildi;
Toplanan deliller ve dosya kapsamından, davacı vekili taşınmaz üzerinde bulunan yapının 1. katı ile bahçede bulunan mutfağın kendisine ait olduğunun tespitini istemiş ise de, davacının yapmış olduğu işin davacı tanığı İ.. M...'in tanık beyanında açıkça ifade ettiği gibi; taşınmazın çatısının yapımı, taban döşemeleri, kapı pencere, duvar ve çatıya ilişkin tadilat niteliğinde olduğu görülmüştür. Taşınmazlar üzerindeki, muhtesatların iyileştirilmesi, değerinin arttırılması bakımından yapılan harcamaların yeni bir muhtesat meydana getirme niteliğinde sayılamayacağı açıktır. Mevcut muhdesatlardaki bu tür işlemler muhtesat olarak nitelendirilemez. Yapılan iyileştirme ve değer artırıcı giderler (bakım ve onarım için) kural olarak, yapılan faydalı masraflar kapsamında yapılmış bir harcama olarak, nitelendirilebilir. Bu tür giderlerin koşullarının varlığı ve oluşması halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak dava konusu yapılabileceğinden davanın reddi yerine yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru değildir.
Öte yandan, taşınmaz üzerindeki muhtesatın davacı tarafın dan yapıldığının kabulü halinde bu muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti yerine bu 4721 sayılı TMK’nun 684. maddesi hükmüne aykırı olarak muhtesatın zeminden ayrı bir mülkiyete konu olacak şekilde davacıya aidiyetine karar verilmesi de doğru değildir
Davalı vekilinin karar düzeltme itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 440 ve 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, ve 52,40 TL peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, 13.11.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasına (TMK. md. 699; HMK. md. 4/l-b) konu edilen paylı mülkiyete (TMK. md. 688) tabi taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesine ilişkindir.
Burada "muhtesat" deyimi ile anlatılmak istenen; taşınmazın dikey ve yatay kapsamında (TMK. md. 718) kalan, bir şekilde taşınmazla bağı bulunan ve taşınmaz değerini arttırıcı nitelikteki ekonomik bir değer taşıyan sonradan meydana getirilmiş maddi unsurlardır. Bunlar taşınmazın üstünde olabileceği gibi, altında da olabilir. Yine, muhdesat eşya olarak "bütünleyici parça (TMK. md. 684)” veya “eklenti ( TMK. md. 686)" niteliğinde de olabilir. Muhtesat tespiti davası bakımından önemli olan, bu maddi unsurların ana taşınmazla ekonomik bir bütünlük gösterip ana taşınmazla birlikte satılacak ve satış değerini arttırıcı etki yapacak nitelikte olmasıdır. Ancak bu nitelikteki muhtesatların bu davaya konu edilmeleri mümkün olup; aksi halde tespitte hukuki yarar olmayacaktır. Bu muhtesatlar,
genellikle arz üzerindeki yapı, dikili ağaçlar ve diğer bitkilerdir. Kural olarak bunlar, üst toprağa tabidir (superficies solo cedit) ilkesi gereğince: toprağın mülkiyetine ve onun akıbetine tabi olacak; bağımsız biçimde mülkiyet hakkına konu olmayacaktır. Bu nedenle, muhtesat tespitinde mülkiyet hakkının tespitine karar verilemez. Ancak, paylı mülkiyette hangi paydaş(lar)ın, elbirliği mülkiyetinde ise miras ortaklığı dahil terekedeki bir malın mahkemeden satışı yapılmak suretiyle paylaşılmasında, hangi mirasçı(lar)ın bunu meydana getirdiği ve sebeple satış parasında payı dışında ayrıca hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi gerekir.
Tespit davaları konusunda önceki usul kanununda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)nda açıkça düzenlenmiştir (HMK. md. 106). Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin (hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta "güncel bir yararı” bulunmalıdır. Buna "hukuki yarar" şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanımda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur (Y.HGK.nun 06.10.2004 T.2004/7-411 Esas 2004/477 Karar sayılı kararı: Baki Kuru-Ali Cem Budak, tespit davaları, İstanbul 2010, sh. 127). Tespit davasının koşulları yönünden muhdesat tespiti davaları için aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir: (1) Muhtesatın tespitinin istenebilmesi için öncelikle paylı mülkiyete veya miras ortaklığına (terekeye) dahil taşınmaz veya taşınmazlar için açılmış "satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olması, (2) bu ortaklığın giderilmesi davasında satış sureliyle ortaklığın giderilmesine karar verilmeden önce bir muhtesat uyuşmazlığı çıkarılmış ve bu uyuşmazlığın davanın taraflarının tamamının anlaşmasıyla giderilememiş olması, (3) ortaklığın giderilmesi davasında anlaşılamaması durumunda mahkemece muhtesat için hak iddia eden taraf(lar)a bu konuda asliye hukuk mahkemesinde dava açma konusunda süre verilmesi ve bu konunun bekletici sorun yapılması (HMK. md. 165/2) gereklidir. Öyleyse, ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise- satış henüz yapılmamış olsa bile- muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira, artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zenginleşme TBK. md. 77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir. Ayrıca, paydaş veya miras ortağı miras olmayanın (üçüncü kişilerin) ortaklığın giderilmesi davasında taraf sıfatı olmayacağından; muhtesat tespiti davası açma hakkının da bulunmadığının da kabulü gerekir. Bu konuda Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca başkasının arazisine "haksız inşaat (TMK. md. 722 vd.) yapanın ve ağaç dikenin, zilyet sıfatıyla istisnaen bu muhtesatın tespiti için dava açabileceğinin açıkça düzenlenmiş olduğunu da belirtmek gerekir.
Nezdinde yukarda açıklanan nitelikte bir muhtesat tespiti davası açılmış olan asliye hukuk mahkemesi; yukarıda açıklanan şekilde güncel hukuki yararın bulunup bulunmadığını bir dava şartı olarak inceleyecektir. Mahkeme hukuki yararın davanın devam ettiği süre içinde de mevcut olmasını da arayacaktır. Mahkeme usul hukuku yönünden yapacağı bu incelemeden sonra, hukuki yararın mevcut olduğu sonucuna varır ise, gösterilen delilere göre maddi hukuk yönünden incelemeye girişecek, keşif ve bilirkişi incelemesi de yapacaktır. Kanımca, muhdesatın kendi başına bağımsız bir bütünlüğünün bulunması gerekli değildir.
Bu bakımdan bağımsız bir bütünlüğü olmamakla birlikte, taşınmazın bizzat kendisine veya üzerindeki yapı bitki ağaç gibi unsurlara yapılan ve satış parasına arttıcı etkide bulunacak nitelikteki zenginleştirme faaliyetlerinin de tespit edilmesi ve olası satış parası içindeki yansıma miktarının oransal olarak gösterilmesi ve bunun de tespiti mümkün olmalıdır. Zira tespit davası ile tespit edilecek husus bir hak ve hukuki ilişkiden ibarettir. Bu nedenle, aidiyeti çekişmeli olmamakla birlikte; tarla olan bir taşınmaz tesviye, nitelikli toprak taşıma ve gübreleme faaliyeti sonucu zengin bir toprak haline getirilebileceği gibi, verimsiz, yabani ağaçlar aşılanarak üstün cins haline getirilmiş; yine harap, eski bir yapı yıkılıp yeniden yapılabileceği gibi, gelişkin bir tamirat ve yenileme ile zenginleştirilmiş de olabilir. Bu nedenle bütün bu zenginleştirme durumlarının tespit edilip, satış parasına yansıma durumunun kararda oransal olarak gösterilmesi gerekir. Diğer yandan, bazı durumlarda tespiti istenen muhtesatın, taşınmazın olası satışında sürüm değerine hiçbir etki yaratmayacak nitelikte olması da mümkündür. Üzerinde yıkılması gerekli harap bir yapı (muhtesat) bulunan taşınmazın sürüm değerinin, sadece arsa değerinden ibaret olduğunun bilirkişice bildirilmesi durumu buna örnek olup; kanımca böyle bir olasılıkta, mahkemece açılan tespit davasının reddine karar verilmesi gerekir.
Dava muhdesat tespiti kararı verilmesine yönelik olup; mahkemece tarafların ortak mülkiyetindeki taşınmaz üzerindeki binanın 1. katı ile bahçedeki mutfağın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiştir. Bu hüküm davalı tarafından temyiz edilmiş; Dairemiz temyiz incelemesinde, temyiz talebini sürenin geçirilmesi sebebiyle reddetmiştir. Şimdi, davalı tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta dava konusu taşınmaz tarafların arasında miras ortaklığı nedeniyle elbirliği mülkiyetine tabi olup; açılan paylaşma (satış suretiyle ortaklığın giderilmesi) davasının davanın açılmasından önce karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu durum dava dilekçesinde de bu şekilde açıklanmıştır. Ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise- satış henüz yapılmamış olsa bile- muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zeginleşme, TBK. md.77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir. Eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı husus, yukarda açıklanmıştı.O halde, davacının bu tespit davasının açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Mahkemece davanın bu sebeple reddi gerekirken; kabut edilip, dava konusu taşınmazın 1. katı ile bahçedeki mutfağın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi, kanımca isabetli olmamıştır. Değerli çoğunluğun karar düzeltme talebinin kabul ederek, temyizin süresinde olduğuna ilişkin kararma katılıyorum. Ancak, asıl hükme yönelik temyiz itirazının incelenmesinde vardığı bozma sonucuna katılmakla birlikte; bozma gerekçesine katılmıyorum. Temyiz edilen hükmün hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşüncesindeyim. 13.11.2014
Full & Egal Universal Law Academy