(3402 S. K. m. 14) (6100 S. K. m. 25, 26, 31, 33, 243, 244, 290) (1086 S. K. m. 74, 258, 259)
Dava: Taraflar arasındaki davanın kabulüne dair hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı taraf temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı N. D. miras ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenlerine dayanarak 200 ada 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle tesciline karar verilmesini istemiş, keşifte iptal ve tescili istenen taşınmazların 200 ada 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazlar olduğunun anlaşılmasıyla davacı har iki parsel sayılı taşınmazı davaya konu yaptığını açıklamıştır.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüyle 19.10.2011 havale tarihli kadastro teknik Bilirkişisi S. D.'e ait rapor göz önüne alınarak davaya konu Erzurum İli, Tortum ilçesi, Esendurak Köyü Dakas Mevkiinde Bulunan 200 ada 5 numaralı parsel ve 200 ada 6 parselin Maliye Hazinesi adına olan tapusunun iptaliyle davacılar N. D., H. D. ve M. D. adına eşit hisseleriyle tapuya kayıt ve tescil edilmesine karar verilmesi üzerine, hüküm davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Hazine temsilcisinin, davaya konu 200 ada 5 parsel yönünden kurulan hükme yöneltilen temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Kural olarak tapu iptali ve tescil davalarında dava, kayıt malikine, kayıt maliki ya da malikleri ölüyse mirasçılarına yöneltilerek açılır. Somut olayda, uyuşmazlık konusu taşınmaz dava tarihi itibariyle tapuda F. D., İ. Ç., A. D., M. D., M. D. adına paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı iken, dava, kayıt maliki olmayan Hazineye yöneltilerek açılmıştır. Tapu iptali ve tescil davaları tapu kayıt malikine karşı yöneltilmesi gereken davalar olup Bu şahıslar dışında bulunan davalılara husumet yöneltilmeyeceği, bu hususun kamu düzenine dair olduğu ve her zaman kendiliğinden değerlendirilmesi gerektiği göz önünde bulundurularak, davaya konu 200 ada 5 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Hazine temsilcisinin, davaya konu 200 ada 6 parsel sayılı taşınmaz hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; eldeki dava harcı ödenmek suretiyle davacı N. D. tarafından açıldığı, davacı N. tarafından, 18.10.2011 havale tarihli dilekçeyle M. ve H. D.'un davaya davacı olarak müdahil edilmelerini istediği anlaşılmıştır. Ancak, davaya davacı olarak müdahil edilmek istenen M. D. ve H. D., harç ödemek suretiyle davaya asli müdahil olarak katılmamış, usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edildiği halde, yargılama oturumlarında hazır bulunmamış, davaya konu taşınmazın adlarına tescilini istediklerine dair beyanda bulunmamışlardır. Ne var ki; Mahkemece "200 ada 6 parselin Maliye Hazinesi adına olan tapusunun iptaliyle davacılar N. D., H. D. ve M. D. adına eşit hisseleriyle tapuya kayıt ve tescil edilmesine" ibaresiyle davaya usulüne uygun olarak katılmayan ve talepte bulunmayan M. ve H. D.la ilgili olarak hüküm kurulmuştur. Oysa ki; H.M.K.nun 69/1. fıkrasına göre, hüküm sadece davanın asıl tarafları hakkında kurulur. Bunun dışında; olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise H.M.K.nun 25, 26, 31 ve 33. maddeleri (1086 Sayılı H.U.M.K.nun 74, 75 ve 76. maddeler) gereğince. hakime aittir. Ancak H.M.K.nun 26. (H.U.M.K. m. 74) maddesine göre Hakim tarafların talep sonucuyla bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Hal Böyle olunca; davaya davacı N. D.'un dilekçesiyle dahil edilmeleri sağlanan M. D. ve H. D. tarafından usulüne uygun şekilde harcı yatırılarak açılmış bir dava Bulunmadığından, H.M.K.nın 26. maddesinde (H.U.M.K.nun 74.m.) yazılı taleple bağlılık kuralı gereği usule uygun davası bulunmayan M. D. ve H. D.'la ilgili bir hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Bundan ayrı, Mahkemece, taşınmazın mahalli bilirkişi beyanları ve bilirkişi raporları doğrultusunda davacı ve dahili davacılara ait olduğu açıklanarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin Bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; davaya konu 200 ada 6 parsel sayılı taşınmaz; 2005 yılında yapılan kadastro çalışmalarında, taşınmazın şagili M. A. isimli kişinin olduğu, fakat mirasçılarının tespit edilemediği açıklanarak tarla niteliğiyle davalı Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Mahkemece yapılan 18.10.2011 tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarında ise, davaya konu taşınmazın davacı N.'ın babası F. D. ve kardeşleri M. A. D., M. D., M. D. tarafından başkalarına kiralandığını, şuan taşınmazla davacı N., M. ve H. D.'un ilgilendiğini açıklamışlardır. Davacı dava dilekçesinde, taşınmazın kök murislerinden mirasçılarına intikal ettiğini, mirasçılar arasında yapılan paylaşım sonucu taşınmazın kendisi ve M. ve H. D.'a kaldığını açıklamış, dava dilekçesinde de yerel bilirkişi, tanık, kadastro tutanakları ve sair delillere dayandığını beyan etmiştir. Davacı, dilekçesinde tanık deliline dayandığı halde Mahkemece davacı tarafa tanık listesi sunması için süre ve imkan tanınmamıştır. Davada, kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılmıştır. Bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin davalı Hazineye karşı kanıtlanması gerekmektedir. Maddi olaylardan sayılan zilyetliğin her türlü delille kanıtlanması mümkün bulunmaktadır. (3402 Sayılı K.K. m. 14/1) incelenmekte olan olayda, zilyetliğe dair davacı tanığı dinlenilmeden yerel (mülk) bilirkişilerin sözlerine dayanılarak hüküm kurulmuştur. Dinlenen mahalli bilirkişinin sözleri kazanmayı sağlayan zilyetliğin başlangıcı, süresi ve niteliği hakkında hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şu halde Mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa delil ve tanık listesi sunması için süre verilmesi, delil ve tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 Sayılı H.M.K.nun 243 ve 244. maddeleri (H.U.M.K.nun m.258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiyeyle çağrılmaları aynı Kanun'un 259/2 ve 290/2 maddeleri (H.U.M.K.m. 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenerek zilyetliğin başlangıç ve süresinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, davacının kök murislerinden davacıya ne şekilde intikal ettiği, terekenin tüm mirasçılarının katılımıyla yöntemine uygun bir biçimde paylaşılıp paylaşılmadığı, paylaşılmış ise davaya konu yerin davacıya düşüp düşmediği hususlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde yerel bilirkişi ve tanıklara sorular yöneltilmek suretiyle tespit edilmesi ondan sonra bütün deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca H.U.M.K.nun 388/4. (H.M.K.m.297/ç) ve H.U.M.K.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29.01.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy