MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş olup hükmün davacı 3.kişi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, 21.04.2015 tarihinde haczedilen menkullerin davacıya ait olduğunu iddia ederek, menkuller üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, dosya üzerinden yapılan değerlendirme ile, talebin şikayet mahiyetinde olduğu, ... İcra Müdürlüğü tarafından talimat icra dairesi olarak haciz işlemi yapıldığı, ... İcra Müdürlüğü tarafından yapılan hacizde haczin İİK.nin 97. maddesi ya da İİK.nin 99. maddesi uyarınca yapıldığına karar verilmediği kaldı ki söz konusu kararın asıl haciz kararını veren icra dairesinin yetkisi dahilinde olduğu, dolayısıyla ... İcra Müdürlüğünün karar vermediği ve karar vermeye kanunen yetkisi bulunmadığı bir işlem hakkında takibin devamı yada durdurulması hakkında da ... İcra Dairesinin bağlı olduğu ... İcra Mahkemesinin yetkili olmadığı, takibin devamı ya da durdurulması davasını inceleme ile görevli mahkemenin de haciz kararını yazan asıl icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi olduğu, haciz kararı ... İcra Müdürlüğü tarafından yapıldığından haczin İİK.nin 97. maddesi yerine İİK.nin 99. maddesi uyarınca yapıldığına karar verme yetkisinin asıl icra dairesi olan ... İcra Dairesinde olduğu, somut olayda "İstihkak İddiası Nedeniyle Takibin Taliki Veya Devamı" davasına da ... 31. İcra Müdürlüğünün bağlı olduğu ... Nöbetçi İcra Hukuk Mahkemesinin bakmakla yetkili olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın yetkili ... İcra Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK’nin 33. maddesi uyarınca, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan hâkim, tarafların ileri sürdükleri maddi olay ve netice talepleri ile bağlı olup, onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. 04.06.1958 tarih, 1958/16-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da kabul edildiği gibi taraflarca ileriye sürülen iddia ve maddi olayların hukuki tavsifini yapmak mahkemeye ait olup, hakim olaya uyan ilgili yasa maddelerini re’sen gözetmek, bulmak ve uygulamak zorundadır. Eş anlatımla, olayların hukuksal açıdan değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi mahkeme hakimine aittir.
Dava dilekçesinde şikayetten söz edilmesi, HMK'nin 33. maddesi uyarınca "hukuki tavsif hakime aittir" kuralını değiştirmez. Mahkemece, davacı 3.kişinin talebi “şikayet” olarak incelenmiştir. Oysaki bu ilke ışığında, dava dilekçesindeki anlatımdan ve talep sonucundan, uyuşmazlığın, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına dayalı olarak ileri sürdüğü “istihkak iddiasına” ilişkin olduğunun kabulü gerekir.
Öte yandan;
2-Yukarıda da belirtildiği gibi; dava, 3.kişi tarafından İİK'nin 96 ve devamı maddelerine göre açılan taşınır mala ilişkin istihkak iddiasına ilişkindir. İstihkak davaları İİK’nin 97/11. maddesi uyarınca genel hükümler dâhilinde basit yargılama usulüne tabidir. Dava, 6100 sayılı HMK’nin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılmıştır. Anılan Kanun’un 320/1.maddesi ile basit yargılama usulüne tabi davalarda, mümkün olan hallerde taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden karar verilmesi olanağı getirilmiştir.
Ne var ki, anılan hükmün uygulanabilmesi için tarafların dilekçeleri ile ekinde sundukları delillerin karar verilmesi için yeterli olması, böylece iddia ve savunma haklarının kısıtlanmaması gerekir. Böyle bir uygulama, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da bir gereğidir .
Basit yargılama usulüne uygun yürütülen taşınır mala ilişkin istihkak davalarında yasaca kesin yetki kuralı öngörülmediğinden yetki itirazı ancak ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Kesin yetki kuralı olmadığı durumlarda, hakim doğrudan (re'sen) yetkisizlik kararı veremez.
Dava, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra açılmış olup bu Kanun’da 1086 sayılı HUMK’nin 512. maddesine paralel bir düzenleme getirilmemiştir. Bu durumda İİK’nin yetkiye ilişkin 4, 50. maddeleri ve 6100 sayılı HMK’nin 5, 6. maddeleri uyarınca genel yetki kuralının uygulanması gerekir. Buna göre istihkak davalarının asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ile davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılması mümkündür. HMK’nin 7/1. maddesi gereğince davalının birden fazla olması halinde davanın, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılması mümkündür. Basit yargılama usulüne uygun yürütülen taşınır mala ilişkin istihkak davalarında yasaca kesin yetki kuralı öngörülmediğinden yetki itirazının HMK'nin 19/2. maddesi gereğince cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. HMK'nin 19/4. madde hükmüne göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir.
Somut olayda, davalı tarafından yetki ilk itirazında bulunulmadığı halde Mahkemece, re'sen yetki hususu değerlendirilerek davalılara tebligat da çıkartılmaksızın dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olmuştur.
Bu durumda Mahkemece, yapılacak iş; taraf teşkili sağlanarak, takip miktarı veya mahcuzun değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden nispi harç alınarak ve bu şekilde noksan harç tamamlattırılarak tarafların tüm delilleri toplanarak, çekişmenin istihkak davası prosedürüne göre çözümlenmesi, yargılamanın duruşmalı olarak yapılması, davalılara duruşma gününü bildiren davetiye tebliğinin sağlanması, davalı tarafından HMK'nin 19. maddesi hükmüne uygun süresinde yetki itirazında bulunulması halinde, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde incelenmesi, yetki itirazında bulunulmaması halinde; davanın esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Anılan bu hususlar dikkate alınmadan eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366. ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 11.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy