(1086 S. K. m. 433, 440)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili ve davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazın 2840/3840 hissesinin davalı ...'in babası A.. adına kayıtlı iken A..'in ölümü ile tek mirasçısı olarak davalıya kaldığını, davalının da babasından kalan payı 1995 yılında adına intikal yapılmadan müvekkillerine belirli paylar halinde sattığını, satış bedelinin bazı müvekkilleri tarafından peşin, bazıları tarafından da senet düzenlenmek suretiyle karşı tarafa verildiğini, zeminde yer teslimi yapıldığını, müvekkillerinin o tarihten bu yana üzerinde binalar yapmak sureti ile taşınmazı kullandıklarını, buna rağmen taşınmazın 16.08.2012 tarihinde, taşınmazın fiili durumunu, üzerinde müvekkillerine ait binalar olduğunu bilen, iyiniyetli olmayan diğer davalı ...'a düşük bir bedelle muvaazalı olarak satıldığını açıklayarak, öncelikle müvekkillerinin zeminde satın aldığı yerlerin hisse olarak karşılığının tespiti ile müvekkilleri adına tesciline, bu olmazsa olumlu olumsuz zararları için şimdilik 50.000 TL zararın davalı ...'ten dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.02.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebinin zemin bedeline yönelik olduğunu, zemin üzerindeki bina bedellerinin bu davada ihtilaf konusu olmadığını, zemin bedeli için talep miktarlarını 420.750,00 TL ye çıkardıklarını belirtmiştir.
Davalı ... vekili, davadaki talepler yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu, o dönemde davalı müvekkili ile davacılar arasında davaya konu taşınmazın devri için anlaşma sağlandığını, tarafların taşınmaz üzerindeki çeşitli bölgeler için satış miktarında anlaştıklarını, davacıların taahhüt ettikleri bedellerin tümünü ödemediklerini, ödedikleri bedellerin taşınmazın o dönemdeki bedelinin 1/5 i kadar olduğunu, ödedikleri bu bedelin yıllarca oturmalarının kira bedeline denk geldiğini, müvekkilinin bakiye kalan ödemeleri yapmaları için davacılara şifahi olarak uyarılarda bulunduğunu, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra davacıların ödeme yapmamaları ve taşınmazı işgal etmeye devam etmeleri üzerine müvekkilinin taşınmazı diğer davalı ...’a sattığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı ... vekili, müvekkilinin davaya konu taşınmazı emlakçı vasıtasıyla yatırım amaçlı olarak aldığını, davacı tarafça ileri sürülen muvazaa iddiasının hiçbir dayanağının olmadığını, tapu kayıtlarına güvenilerek taşınmazın alındığını, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, tapuya kayıtlı taşınmazın harici satışı geçersiz olduğundan davacıların haricen satın almaya dayanarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunamayacağı, bedele yönelik talep açısından ise davacıların taşınmazın bedelini ödediklerini kanıtlayamadıkları, davalı ...’in ise yeminli beyanında satış bedelinin yarısını tüm davacılardan aldığını beyan ettiği, bu yemin doğrultusunda, bilirkişi raporlarında belirlenen arsa zemin bedelinin yarısı üzerinden hüküm kurulmasının gerektiği gerekçesi ile, davalı ...’a yönelik tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davalı ...'a yönelik alacak isteminin kısmen kabulü ile davacı ... için 24.750,00 TL, davacı ... için 18.250,00 TL, davacı ... için 18.750,00 TL, davacı ... için 18.250,00 TL, davacı Zekeriya Yıldız için 18.250,00 TL, davacı ... için 19.125,00 TL, davacı ... için 18.250,00 TL, davacı ... için 18.875,00 TL, davacı ... için 18.375,00 TL, davacı ... için 18.750,00 TL, davacı ... için 18.750,00 TL nin dava tarihi olan 11.10.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş hüküm, davacılar vekili ve katılma yolu ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, harici satışa dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa ödenen satış bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
1-Davalı ... vekilinin katılma yolu ile temyiz talebinin incelenmesinde,
Karşı tarafın temyiz başvuru dilekçesi 25.02.2016 tarihinde vekile tebliğ edilmiş olup, davalı vekilinin HUMK'un 433/2 fıkrası uyarınca yasal 10 günlük süre geçirildikten sonra 16.04.2016 tarihli dilekçeyle temyiz talebinde bulunduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin süresinde yapılmayan katılma yoluyla temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, temyiz edenin sıfatına ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 25,20 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına, 05.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)