(4721 S. K. m. 713) (YHGK 10.04.1991 T. 1991/8-51 E. 1991/194 K.) (YHGK 15.04.2011 T. 2011/8-111 E. 2011/180 K.)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Maliye Hazinesi vekili ile kayyım tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, 32 ada 31 parsel numaralı 196 m² miktarında tapuya kayıtlı gayrimenkulün 1/4 hisse itibariyle aslen ...'in olduğunu, 1314 yılında ölümü ile veraseti karısı .....'ye kaldığını, gayrimenkulün 3/4 hissesinin Hazineye satılması ile .....'ya geçtiğini, .....'nın 1944 yılında satışından vekil edenlerinin babaları ...'e 19 nolu tapu ile tescil edildiğini, 3/4 hissesi ..., 1/4 hissesi ..... Karısı .....'ye ait olan bu taşınmazı aralıksız olarak uzun zamandır vekil edenlerin miras bırakanı ve sonrasında da mirasçılarının kullandığını, 1/4 hisse sahibi ..... karısı .....'nin nüfus kayıtlarında isminin yer almadığını, başkaca herhangi bir mirasçısının bulunmadığını gerekçesiyle TMK'nin 713/2 ve devamı maddeleri uyarınca tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine, olağanüstü zamanaşımı ile kazanım koşullarını taşımadığını, TMK'nin 713. maddesi hükmü gereğince tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişinin böyle bir talepte bulunabileceğini, dava konusu taşınmazın tapuya kayıtlı olduğunu ve malikinin tapu sicilinden anlaşıldığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini ve davanın reddini savunmuştur.
Davalı kayyım, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın 1/4 hisse itibariyle aslen ...'in olduğunu, 1314 yılında ölümü ile varisi karısı .....'ye kaldığı, gayrimenkulün 3/4 hissesinin Hazineye satılması ile .....'ya geçtiği, .....'nın 1944 yılında satışından davacıların babaları ...'e 19 nolu tapu ile tescil edildiği, 3/4 hissesi ..., 1/4 hissesi ..... Karısı .....'ye ait olan bu taşınmazı aralıksız olarak uzun zamandır tapu maliki sonrasında da mirasçılarının kullandığı, 1/4 hisse sahibi ..... karısı ....."nin kim olduğunun tespit edilemediği, başkaca herhangi bir mirasçısının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı kayyım ve davalı Maliye Hazinesi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; TMK'nin 713/2. fıkrasında düzenlenen “...Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan...” hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava 32 ada 31 parselde bulunan ..... karısı .....'nin 1/4 hissesinin iptali ve davacılar adına tescil istemine ilişkindir.
Öncelikle, eldeki dava gibi tapu iptal ve tescil davalarının kayyım aracılığıyla görülemeyeceği kuşkusuzdur. Davacı, dava dilekçesi ile TMK'nin 713/2 maddesindeki maliki tapu kaydından anlaşılamama hukuki sebebine de dayanmış ve Hazine de davalı sıfatı ile davaya katılmış olmasına göre kayyım aracılığı ile yargılamanın sürdürülmesi ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, Kanun'un açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun'un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Kanun'un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ile 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Somut olayda, davacı taraf TMK'nin 713/2. maddesindeki sebeplerden kayıt malikinin bilinememesi nedenine dayanarak davacılar adına tapu kaydının iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Dava konusu parsele ait 1/4 hisse 18.07.1978 tarihinde kesinleşen kadastro sonucu Haziran 1944 tarihli ve 19 sıra nolu tapu kaydına istinaden 1/4 hisse ..... karısı ..... adına yazılmış olup, dayanak tapu kaydında 24.05.1977 tarihli tespiti sırasında edinme sebebinde taşınmazın tamamının öncesinin ...'e ait olduğu, 1314 yılında ölümü ile 1/4 hissesinin karısı .....'ye kaldığı açıkça belirtildiğine göre dayanılan kim olduğunu bilinmeyen hukuki sebebine göre ..... karısı .....'nin kim olduğunun bilinmediğinden söz edilemez. Durum böyleyken davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı kayyım ve Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 16.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)