(4721 S. K. m. 684, 722, 724, 729) (6100 S. K. m. 312)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili; dava konusu parseller için devam eden ortaklığın giderilmesi davası olduğunu, bu parsellerden 575 nolu parseldeki 75 m2 lik muhdesatın vekil edenlerinden .....'a; 2157 nolu parsel üzerindeki 118 m2lik muhdesatın vekil edeni Bayram'a ve 113 m2 lik muhdesatın vekil edeni .....'e ait olduğunu bildirerek, anılan muhdesatların vekil edenleri tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... dışındaki davalılar; cevap dilekçesi ile davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Davalı ... davaya cevap sunmayıp duruşmalara da katılmamıştır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, yargılama giderleri ve harçlar davacı üzerinde bırakılmış, davacı vekili lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş olup; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK mad. 722, 724. ve 729.). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Ne var ki; çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin ya da muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi gerekir.
Bununla birlikte HMK 312/2. maddesi hükmüne göre, davalı taraf davanın açılmasına sebebiyet vermemiş ve cevap dilekçesi veya yargılamanın ilk duruşmasında davacının talep sonucunu kabul etmiş ise, yargılama giderinden sorumlu değildir.
Açıklanan bu ilke ışığında tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davalı ... dışındaki davalıların cevap dilekçesi ile davayı kabul etmeleri sonucuna göre, kabul etmeyen davalı ...'un payı oranında yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekir iken; yazılı şekilde tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılarak ve davacı vekiline vekalet ücreti takdir edilmeyerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02/03/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)