(2004 S. K. m. 96, 363) (6100 S. K. m. 297, 321, 322)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bursa 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 08/11/2016 tarihli ve 2015/1207 Esas, 2016/1427 Karar sayılı kararıyla reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takipte haczedilen mahcuzların müvekkiline ait olduğunu, haciz mahallini boş olarak kiraladığını, borçlu ile ilgisinin bulunmadığını belirterek, istihkak davalarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında mal kaçırmak amacıyla işletmenin devredildiğini, gerçek bir devir işlemi bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, borçlu ile üçüncü kişi arasında gerçek bir devir bulunmadığı haciz adresinin borçluya ait başka bir şirkete ait olduğu , devralanın danışıklı devir nedeniyle borçlardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 2017/160 Esas 2017/165 Karar sayılı ilamı ile; İİK’nın 363. maddesi uyarınca istinaf yoluna başvuru süresinin tefhim veya tebliğden itibaren 10 gün olduğu, davacı tarafça 16/11/2016 tarihinde istinaf harcı yatırılmış ise de, başvurunun yapıldığı 26/12/2016 tarihi itibariyle yasada belirtilen başvuru süresinin geçtiği anlaşılmakla istinaf talebinin usulden reddine karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından bu kez temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
HMK'nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK'nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
İİK’nın 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların istinaf süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa istinaf süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra istinaf süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden sonra gerekçeli istinaf dilekçesi sunmak suretiyle kararın istinaf edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni istinaf gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Bu bilgiler ışığında temyize konu olayda, 08.11.2016 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Ayrıca davacı taraf 16.11.2016 tarihinde kısa kararın tefhiminden itibaren 10 günlük süre içinde istinaf harcını yatırmıştır. 22.12.2016 tarihinde gerekçeli kararın tebliğinden sonra 26.12.2016 tarihinde ise gerekçeli istinaf dilekçesini sunmuştur. Bu durumda tüm yönleriyle tarafların yüzüne karşı açıklanmayan hükme ilişkin olarak tarafların kanun yoluna başvuru süresinin geçtiğinden bahisle süreden ret kararı doğru değildir. Ayrıca tefhimden itibaren 4. günde istinaf harcını yatıran davacı istinaf iradesini de göstermiştir. Anılan nedenlere dayanarak istinaf başvurusunun esastan incelenmesi gerekirken, süreden reddi doğru olmadığından usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2020 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)