(6100 S. K. Geç. m. 3) (4721 S. K. m. 599, 706) (6098 S. K. m. 236) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davalılar ... ve ... yönünden açılan davanın reddine, davalı ... hakkında açılan ecrimisil davasının kısmen kabulüne, meni müdahale davasının kabulü ile davalı ...'ın dava konusu binanın ikinci katına yapmış olduğu müdahalenin menine karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 23 ada 89 nolu parselin müvekkilinin baldızı adına kayıtlı olduğu dönemde müvekkili ile baldızının anlaşarak vekil edeni tarafından taşınmaz üzerine 3 katlı bir ev inşaa edildiğini, ikinci katın müvekkiline diğer katların ise karşı tarafa kalacak şekilde bölüşüldüğünü, fakat o yıllarda müvekkiline ait daireye davalılardan Şaban’ın kiracı olarak yerleştiğini, inşaatın 1981 senesinde tamamlanmasına rağmen müvekkili adına 13.04.1983 tarihinde ¼ hissenin devredildiğini, bu arada davalıların müvekkilinin haberi olmadan binanın alt katından toprak tahliye etmek suretiyle kat sayısını dörde çıkardığını, davalı ...’ın bir kaç yıl kira ödenmesine müteakip diğer kiraların ödenmediğini, yapılan tüm uyarılara rağmen taşınmazın boşaltılmadığını, vekil edenin payını 06.05.2011 tarihinde dava dışı ...’a devrettiğini belirterek, elatmanın önlenmesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla (06.05.2011 tarihinden geriye doğru 4 yıla ilişkin) 20.400 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak vekil edenine ödenmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, davacının iddia ettiği gibi binanın davacı ile müvekkillerinin miras bırakanı arasında ortak olarak yapılmadığını, arsa üzerindeki muhdesatın müvekkillerinin annesi ve babası tarafından inşa ettirildiğini, davacının sadece binanın kaba inşaatının yapımında kalfa olarak çalıştığını, ücretinin karşılığı olarak da akrabalık ilişkisi sebebiyle arsanın 1/4 payının kendisine verildiğini, davacının arsa üzerindeki muhdesat üzerinde hiçbir hakkı olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davalılar ... ve ... yönünden açılan davanın reddine, davalı ... yönünden açılan elatmanın önlenmesi davasının kabulüne ve ecrimisil talebinin ise kısmen kabulü ile; 18.684,00 TL bedelin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 23 ada 89 parsel sayılı taşınmazın dava dışı Musa Saruhan ile davalıların miras bırakanı Ömer Kızı ... adına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, davacının 13.04.1983 tarihinde iktisap ettiği hisseyi 06.05.2011 tarihinde (oğlu) Musa Saruhan’a satış yolu ile devrettiği, dava tarihi itibariyle (davacının) çaplı taşınmaz üzerinde kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, davalıların miras bırakanı (paydaş) Ömer Kızı ...’ın 07.02.2008 tarihinde vefat etmiş olup davalı ...’ın kullanımının (ölüm tarihi öncesi) annesine tabean olduğu ve taşınmazdaki payın irsen intikal yoluyla davalılara geçtiğinden TMK’nin 599. maddesi uyarınca murisin ölümüyle mirasçıların hak kazanacağı ilkesi gözetilerek, 07.02.2008 tarihinden 06.05.2011 tarihine kadar davacı ile davalıların paydaş oldukları görülmektedir. Bu şekilde, davacının, şartların varlığı halinde 06.05.2011 tarihine kadar ecrimisil talep etme hakkı olmasına rağmen elatmanın önlenmesi davası yönünden aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere TMK’nin (Türk Medeni Kanun’un) 706., TBK’nin 236., TK’nin ( Tapu Kanun’un) 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı, oluşan bu fiili duruma göre tarafların kullanımında olan bölümlere müdahale edilip edilmediği üzerinde özenle durulmalı, varsa, çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca taraf sıfatı bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise; def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır.
Somut olayda, Mahkemece, davacının elatmanın önlenmesi talebi yönünden aktif dava ehliyeti bulunmamasına rağmen istemin kabulüne karar verildiği gibi, davacının dava konusu taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığı araştırılmamış olup tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı da belirlenmemiştir.
Hal böyle olunca; mahkemece, elatmanın önlenmesi davası yönünden aktif husumet ehliyetinin yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi, ecrimisil istemine yönelik ise; yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak, taraf tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, davaya konu edilen taşınmaz yönünden, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, var ise, davacıya özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacının taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının da açıkça saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, özetlenen ilkelere uygun düşmeyecek biçimde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün, 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)