(4721 S. K. m. 2, 706) (6098 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 213) (6100 S. K. m. 297)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacılar vekili, müvekkillerinin ve davalıların ortak murisi ... oğlu ...'un ... ilçesi, ... köyü 225 ada 11, 317 ada 2, 5, 9, 11, 20, 270 ada 9, 25, 35, 40, 68, 121, 143, 283 ada 2, 154 ada 8, 14, 80, 101, 268 ada 1, 272 ada 15, 336 ada 12, 104 ada 14, 32, 34, 37, 38, 285 ada 7, 14, 17, 307 ada 4, 18 parsel sayılı taşınmazların maliki bulunmakta iken ölümü ile mülkiyet hakkının müvekkillerine ve davalılara geçtiğini, müşterek muris ...'un bu taşınmazların belirli bölümlerini diğer hissedarlarıyla yaptığı rıza taksimi doğrultusunda hayatı boyunca kullandığını, murisin ölümünden sonra da davalıların murisin kullanmış olduğu bu yerleri sadece kendi aralarında ayırarak müvekkillerinin hak ve hisselerini de kullanmaya devam ettiklerini, bu yerlerden tamamen davalıların faydalandığını açıklayarak, davalıların bu taşınmazların tamamını kendilerinin kullanmaları nedeni ile müvekkillerinin hisselerine yönelik haksız elatmalarnın önlenmesine, 2001-2002-2003-2004 ve 2005 yılı fındık bedellerinden ve açık araziden elde edilen gelirlerin bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, dava değerini 5.500 TL olarak göstermiş, davacılar 21.12.2013 tarihinde yapılan keşifte imzalı beyanlarıyla taşınmazdaki fındık ürünü üzerinden elde edilen gelir üzerinden ecrimisil talep ettiklerini, bunun dışındaki taleplerinden vazgeçtiklerini beyan etmişlerdir.
Davalılar, cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalıların davaya konu taşınmazlara vaki müdahalelerinin men’ine, 2001, 2002, 2003 ve 2005 yıllarına ilişkin davacılar lehine ayrı ayrı 1.646,69 TL olmak üzere toplam 3.293,38 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı ...’un aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı ...’un diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; tarafların çekişme konusu taşınmazlarda verasette iştirak halinde mülkiyet sahibi oldukları anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince, Mahkemece davaya konu taşımazda harici veya fiili taksim olup olmadığı, var ise davaya konu edilen taşınmazların kime özgülendiği hususlarında hükme yeterli bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; taraflar taşınmazlar üzerinde elbirliği halinde malik olduklarına göre, mahkemece, davalı ...’a, delillerini bildirmesi için süre ve imkan verilerek, dava konusu taşınmazlar üzerinde ayrı ayrı keşif icra edilerek, bildirmesi halinde davalı ...’in tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, toplanacak delillere göre, davalılar tarafından tüm taşınmazlar üzerinde birlikte kullanım olup olmadığı, birlikte kullanım yoksa davalı ...’in dava konusu taşınmazların hangilerini ve ne kadarlık (yüzölçümlü) kısımlarını kullandığı, taşınmazda fiili bir paylaşım ve kullanım anlaşmasına dayanan ve uzun zamandan beri süre gelen kullanımın olup olmadığının araştırılması, davalı ...’in kullandığı bölümün ve varsa fiili paylaşım ve kullanım anlaşmasına dayanarak kullanılan taşınmaz bölümlerinin bilirkişilere gösterilip, bilirkişilerden belirtilen hususları içeren, yöntemine göre hazırlanmış ve denetime müsait rapor alınmasından sonra tespit edilen duruma ve dosya kapsamına göre karar verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Kabule göre de, davalı ...’in davaya konu taşınmazda, miras payı oranında elatmasının önlenmesine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, davacılar parsel numaralarını belirtmeksizin, fındık geliri elde edilen taşınmazlar dışındaki taleplerinden vazgeçtiklerini bildirdiklerine göre, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde, hangi parseller yönünden vazgeçildiği davacılar vekiline açıklattırılmak suretiyle, vazgeçilen parsellere yönelik hükümde ayrı ayrı parsel numaraları belirtilerek, vazgeçmeye ilişkin hüküm kurulması, kabul edilen parsel numaraları da ayrı ayrı hükümde gösterilmek suretiyle HMK’nin 297. maddesine uygun, infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...’un temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı ...’un sair temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK madde 297/ç) ve 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)