(4721 S. K. m. 683)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, vekil edeninin 10 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, komşu parsel maliki davalının yaptırmış olduğu dükkan inşaatının 10 m2'lik kısmının vekil edeninin taşınmazına taştığını belirterek, dava konusu taşınmaza yapılan haksız müdahalenin men'ine, taşan kısmın kal'ine, kal talebinin kabul edilmemesi halinde vekil edeninin uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, vekil edeninin 11 parsel sayılı taşınmaza inşaat yaptığını, ancak 10 parsel sayılı taşınmaza inşaat sebebi ile herhangi bir tecavüzünün söz konusu olmadığını, bahse konu inşaatın tüm izinler alınarak yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 10 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğinde davacı adına tapuda kayıtlı olduğu, komşu 11 parsel sayılı taşınmazda tevhit işlemi yapıldığı ve taşan kısmın 12 parsel sayılı taşınmazda kaldığı, 12 parsel sayılı taşınmazda kat irtifakına geçildiği, davalının 17,15,18,19,20,21,22 ve 23 numaralı bağımsız bölümlerin maliki olduğu, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporlarına göre, 12 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan binanın 10 parsel sayılı taşınmaza yaklaşık 12,50 m2 tecavüzlü olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, tecavüzlü alandaki yapının davalı tarafından yapılıp kullanıldığına dair dosyada her hangi bir delil bulunmadığı, bu hususta davacıya verilen süre içerisinde de delil ibraz edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma imkanı bulunmamaktadır. Şöyle ki, bilirkişi raporunda, 12 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın, 10 parsel sayılı taşınmaza 90 cm genişliğinde ve 13.88 m uzunluğunda tecavüzlü olduğu ve bu tecavüzlü kısmın yaklaşık olarak 12,50 m2 olduğu, yapının ahşaptan yapılmış olduğu, 12 parseldeki işyerinin bir bölümü olarak çalıştırıldığı, yıkılması durumunda ana binaya herhangi bir zararının olmayacağı belirlenmiştir. 12 parsel sayılı taşınmazda bulunan binadaki bir kısım bağımsız bölümlerin malikinin davalı olması, binanın inşaatının davalı tarafından yaptırılmış olması, binanın özelliği, bilirkişi raporu ekinde yer alan binaya ait fotoğraflar ve dava konusu taşan kısmın binaya bitişik olması gibi unsurlar birarada düşünüldüğünde, davacının parseline yapılan tecavüzün davalı tarafından gerçekleştirildiği konusunda duraksamamak gerektiğinden, Mahkemece ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 07.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)