(6100 S. K. m. 184, 297, 298)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda,
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar ... ve... vekili, davacılar ve davalının ortak murisinden intikal eden üç parça taşınmazın davalı tarafından kiraya verilip gelir elde edildiğini ileri sürerek murisin ölüm tarihinden itibaren belirlenecek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 250,00 TL ecrimisilin faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, dava değeri ise 5.000,00 TL olarak bildirilmiştir. Davalı ..., zamanaşımı def'inde bulunmuş, dava konusu edilen sadece iki taşınmazı kiraya verdiğini kabul etmiş, dava konusu 1 nolu meskeni ise davacıların kiraya verdiğini savunmuş, hesap edilecek ecrimisil bedelinden ortak murise ait olup davacıların kullandığı taşınmazlar yönünden davalının hakkı olan ecrimisil bedeli ile taşınmazların borcu ve murisin def'in işlemlerine yönelik davalının yaptığı ödemelerin mahsubu talebinde bulunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile ek bilirkişi raporunun sonuç kısmının (a) bendi uyarınca 1 nolu meskenin davalı ... tarafından kiraya verildiği (kirasının tahsil edildiği) kanısına varılarak davacılardan Şehriye için 7.725,40 TL, Feride için 7.725,40 TL alacağın davalıdan dava tarihi 26/05/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece; tarafların yüzüne karşı tefhim edilen kısa kararda "DAVANIN KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE," karar verildiği halde, gerekçeli kararın hüküm kısmında "Davanın KABULÜ" karar verilmiştir. Bu haliyle, kısa kararla gerekçeli karar arasında aykırılık oluşturulmuştur. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki bu uyumsuzluk mahkemelere olan güveni sarsmaktadır. Gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz (HMK mad. 298/2). Kısa kararla gerekçeli kararın aykırı olması bozma nedenidir. Bozmadan sonra önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla hakim vicdani kanaatine göre karar verebilir (10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadi Birleştirme Kararı). Bu itibarla, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde 6100 sayılı HMK'nin 297. maddesine uygun olarak bir karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Kabule göre de; 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.
Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü amirdir. Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK'nin 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hakim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir. Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK'nin 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir. Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK'nin 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir. Somut olay incelendiğinde sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir duruşma günü tayin etmeden, davalı tarafın yokluğunda hüküm verildiği sabittir. Mahkemece, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. madde hükmünü dikkate almayarak taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama ve son sözlerini söyleme hakkı vermeksizin, aynı Kanun'un 184. ve 186. maddelerinin emredici ve açık hükmü uygulanmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bununla birlikte tasarruf ilkesinin doğal bir sonucu olarak hakim, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup, talepten fazlaya veya başka bir şeye hüküm veremez. Eş söyleşiyle hakim, davacının talep sonucu ile bağlı olduğundan, bu talepten fazlasına karar veremez. (HMK mad. 26). Davacı tarafça, dava dilekçelerinde talep miktarı 250,00 TL ve dava değeri 5.000,00 TL olarak belirtildiğine, yargılama devam ederken talep miktarı arttırılmadığına göre talep aşılarak yazılı şekilde alacağa karar verilmesi de hatalıdır. Açıklanan nedenlerle başkaca hususlar incelenmeksizin hükmün usul yönünden bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile karşı dava yönünden hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)