(1086 S. K. m. 440)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı, tapu ve mülkiyet hakkına dayanarak adına kayıtlı 3424 ada 2 parsel sayılı taşınmaza haksız müdahalenin önlenmesine, inşa edilen tesislerin kaline ve haksız işgal tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar Ramazan, Ali, Mehmet ve Abdullah cevaplarında, taşınmazı 1987 yılından itibaren TCDD'den kiralamak suretiyle kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, her ne kadar dava müdahalenin meni şeklinde açılmışsa da zilyetliğin korunması niteliğinde bulunduğu, davalıların, dava konusu taşınmazı önceki malikten kiralamak suretiyle kullandıkları anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, ölen davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye elverişli değildir.
Dava konusu, 3424 ada 2 parsel sayılı taşınmaz 11.06.2007 tarihli imar uygulaması sonucu oluşmuş ve mülkiyeti davacı ... adına tescil edilmiş olup, halen de aynı kişi adına kayıtlıdır.
Her ne kadar davalılar cevap dilekçelerinde, önceki malikten kiraladıklarını ve aralarında kira ilişkisinin bulunduğunu bildirmişlerse de Mahkemece, bu husus araştırılmamıştır.
Öncelikle, davalılara, dayandıkları kira ilişkisine yönelik sözleşmeleri bulunup bulunmadığı sorulmalı, bildirmeleri halinde dosya içeriğine alınarak kira sözleşmesinin geçerliliğini koruyup korumadığı, geçerliyse dava konusu parseli kapsayıp kapsamadığı, davacı yanı bağlayıcı olup olmadığı, taşınmaz başında teknik bilirkişiler aracılığıyla yapılacak keşif sonucu belirlenmeli, ayrıca davacı yönünden bu kira ilişkisinin bağlayıcılığı yerel mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Bağlayıcı bir kira ilişkisinin bulunmadığının anlaşılması halinde tapu ve mülkiyet hakkından kaynaklı üstün bir hakkı bulunmayan davalılar Ramazan, Ali, Mehmet ve Abdullah aleyhine açılan davanın kabulüne aksi halde reddine karar verilmesi düşünülmelidir.
Yukarıda belitilenler dışındaki dahili davalılar aleyhine açılan davaya gelince, davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Mahkeme hakimi tarafından 17.06.2014 tarihli 29.oturumda hatalı süre ve imkan verilmesi sonucu dahili davalı edilmeleri bu durumu değiştirmez. Dahili davalılar Mustafa ve arkadaşları aleyhine davacı tarafça harcı yatırılmak suretiyle usulüne uygun açılmış herhangi bir dava olmadığından bu kişiler aleyhine davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Kabule göre de; her ne kadar Mahkeme kararının gerekçesinde dava, zilyetliğe elatmanın önlenmesi davası olarak nitelendirilmişse de dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil davası niteliğindedir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)