(4721 S. K. m. 684) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu dava konusu 4565 ada 2 parsel sayılı taşınmaza komşu parsel maliki davalılar tarafından müdahalede bulunulduğunu belirterek müdahalenin önlenmesi ile muhdesatların kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, dava konusu yerin imar işlemi öncesi müvekkillerine ait olduğunu, kal talep edilen muhdesatların da imar uygulamasından önce yapıldığını ve bedellerinin ödenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, dava konusu 4565 ada 2 parsel sayılı taşınmaza yönelik fen bilirkişi raporunda belirtilen 118 m2’lik kısma davalı tarafından gerçekleştirilen müdahalenin önlenmesine, ziraat bilirkişi raporunda belirtilmiş olduğu üzere ağaçların bedeli olan 120,00 TL ve inşaat bilirkişi raporunda belirtilmiş olan taş duvar bedeli 511,50 TL’nin toplamından oluşan 631,50 TL’nin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, taş duvarın yıkılmasına ve ağaçların sökülmesine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çapa bağlı elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus TMK'nin 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa'nın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır. Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır. 298l sayılı Yasa'nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya Yasa'nın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; hükme esas alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere, dava konusu 4565 ada 2 parsel üzerinde gerçekleşen 118 m2’lik taşkın durum imar uygulaması neticesinde meydana gelmiştir. Davalıların imar öncesinde hukuken korunmaya değer hakları bulunmakta olup elatmanın önlenmesi ve kal’i istenen muhdesatların bedeli depo ettirilmek suretiyle bu istemler yönünden değerlendirme yapılmalıdır.
Somut olaya gelince, mahkemece her ne kadar, “Ziraat bilirkişi raporunda belirtilmiş olduğu üzere ağaçların bedeli olan 120,00 TL ve inşaat bilirkişi raporunda belirtilmiş olan taş duvar bedeli 511,50 TL nin toplamından oluşan 631,50 TL nin davacıdan alınarak davalılara ÖDENMESİNE,” karar verilmiş ise de (hukuken korunan hakka aykırı biçimde) depo kararı verilmeden tahsil hükmü ile yetinilmek suretiyle "Taş duvarın yıkılmasına ve ağaçların sökülmesine," şeklinde hüküm tesis edilmesi doğru değildir. Bu durumda, yukarıda izah edilen Kanun maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir.
Bu durumda Mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle dava konusu muhdesatlarının yeni güncel değerlerinin belirlenmesi, tespit edilecek yeni bedelin mahkeme veznesi depo ettirilmesi için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, ondan sonra oluşacak sonuca göre dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)