MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Tescil Olmazsa Alacak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararına karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.04.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar vekili Av. ... ile karşı taraftan Hazine vekili Av. .... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, vekil edenlerinin ... mirasçıları olduğunu, muris ...’nın bir kısım gerçek kişi davalıların murisi ...’ndan 1.2.1980 tarihinde dava konusu .... mevkinde bulunan 1 nolu özel parselden 4000 m2 yer satın aldığını, taşınmaz üzerine 1982 yılında ev yaparak 31.8.1993 tarihinde Ümraniye Belediyesine beyanda bulunduklarını, kalan kısımda yine bir gecekondu inşa ettiklerini ve kavak ağaçları diktiklerini, bugüne kadar ihtilafsız olarak kullandıklarını, ancak murisin satın almış olduğu taşınmazın davalıların adına tescil edildiğini öğrendiklerini açıklayarak, davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tesciline, mümkün olmaz ise taşınmazın değerinin hesaplanarak davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Hazine vekili, dava konusu taşınmazların tapuya tescil edildiği tarih ile dava tarihi arasında 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, taşınmazların imar uygulaması sonucu Hazine adına tescil edildiğini, imar uygulama planına göre 7036 ada 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların dere mutlak koruma alanında kalmakta olduğunu, Kadastro Kanunu’nun 18/2 maddesine göre Devlete kalan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yolu ile kazanılmasının mümkün olmadığını beyanla davanın reddini savunmuş, davalılardan ..., davacıların daha önce Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2005/216 Esas sayılı dosya ile dava açtıklarını, davanın takipsiz bırakıldığını beyanla davanın reddini savunmuş, davalılardan ... vekili vekil edenin tapuya güvenle tapulu bir taşınmazı tapuda satın aldığını beyanla davanın reddini savunmuş, davalılar ... mirasçıları vekili ise, davacıların dava konusu taşınmazlarda herhangi bir hakka dayanmaksızın işgalci olduklarını, satış sözleşmesi olarak sunulan belgenin satış niteliğinde olmadığını, belgenin net bir satış bedelini içermediğini, belgenin zamanaşımına uğradığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satışa dayalı tapu iptali ve tescil olmaz ise bedel isteğine ilişkindir.
1. Dosya kapsamına, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçelere göre temyiz eden davacı tarafın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Davacılar vekilinin, ... mirasçılarına yönelik bedel isteğine ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere; tapulu taşınmazların satışı TMK'nin 706, BK'nin 213 (6098 sayılı TBK'nin 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez.
Harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. 10.07.1940 tarihli ve 1939/2 Esas, 1940/77 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre “Haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir.” Şu halde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre geçersiz sözleşmelerde, akdin geçersizliği sebebiyle her iki taraf verdiğini geri alabilir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan ve uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyreden enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir.
Bunun yanında, TMK'nin 4. maddesinde, “Kanunun takdir yetkisi tanığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir”, TBK'nin 50. maddesinde ise; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler”, 51. maddesinde ise; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler” düzenlemeleri mevcuttur.
Somut olaya gelince; dava konusu 01.02.1980 tarihli belgede, bir kısım davalılar murisi ... satıcı olarak, davacılar murisi ... müşteri olarak anılmış, senet başlığında özel parsel numarası 1 olarak belirtilmiş, 4.000 m2’lik basit kroki çizilmiş, il, ilçe, köy ve mevkii yazılmış, içeriğinde ise, “BEYANLAR: İşbu haritada mevkii ada ve parsel no.ları ve hisse miktarları belirtilen arazinin esas yüzölçümüne uygun olarak elde edilen hisseler nispetinde tanzim edilmiş parselasyon planına ve kaza mahalli tatbikatına uygun şekilde çizilen ve işbu çapta belirtilen özel parseli mahallen ve haritasından görüp tetkik ederek aynen kabul ettiğimi mevcut parsel hudutlarımdan komşu ve yollara katiyen itiraz etmeyeceğimi ve diğer maliklerle şuyuun idamesi mükellefiyetini kabul ile şufadan feragat eylediğimi ve ilaveten esas arsa dışında kalan yol payının ise satıcı malikler tarafından bedel alınmaksızın tarafımıza ferağ edildiğini kabul ve beyan ve taahhüt ederim” ifadelerine yer verilmiş, davacılar murisi ... tarafından 02.02.1999 tarihinde Samandıra Belediye Başkanlığı’na yapılan başvuruda, dava konusu 4.000 m2’lik alanın 1981 yılında dava dışı ... ile birlikte satın alındığı, 500 m2’sinin ...’ya kalan kısmının tarafına ait olduğu belirtilmiş, davalıların delil olarak dayandığı, Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/216 Esas sayılı dosyasında 4.5.2006 tarihinde keşif mahallinde tanık olarak dinlenen, dava konusu 01.02.1980 tarihli belgeyi tanık olarak imzalayan ... ve ..., dava konusu taşınmazın 1980 yılında bir kısım davalılar murisi ... tarafından davacılar murisi ...’ya satıldığını, o tarihten sonra nizasız fasılasız ... ve ölümünden sonra da mirasçıları tarafından kullanıldığını beyan etmişlerdir.
Tüm bu açıklamalara göre, ... mirasçıları olan bir kısım davalıların imza inkarı da gözönünde bulundurularak imza incelemesi yapılması, belgedeki ... adına atılı imzanın bu kişiye ait olduğunun belirlenmesi halinde, 01.02.1980 tarihli belgenin, miktar yazılı olmayan harici satış senedi olarak kabul edilmesi, az yukarıda açıklandığı üzere TMK’nin 4. maddesi ile TBK’nin 50 ve 51. maddeleri uyarınca satışa konu 3.500 m2’lik alanın satış tarihindeki nitelikleri gözönünde bulundurularak satış bedelinin belirlenmesi, bu bedelin denkleştirici adalet kuralı çerçevesinde, TEFE-ÜFE endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlar, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin bir hukukçu, bir serbest muhasebeci ya da mali müşavir ve bir bankacıdan oluşacak bilirkişi heyeti marifeti ile saptanması, bu miktarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ... mirasçıları olan davalılardan alınmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı ve yerinde olmayan gerekçeler ile ret kararı verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının 1.bentte açıklanan nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.050,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine, HMK'nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (6.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi İstanbul Anadolu 7. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy