(1086 S. K. m. 440)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne verilmiş olup hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacılar vekili, dava konusu 4508 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki dükkan vasıflı taşınmazı davalıların 7 yılı aşkın zamandır birlikte kullandığını, ancak davacıların payına karşılık ödeme yapılmadığını, davalılardan ...’a gönderilen Ankara 16. Noterliğe ait 14.05.2010 tarih ve 12187 yevmiye nolu ihtarnameye rağmen sonuç alınamadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 26.08.2005 tarihinden itibaren 20.000 TL ecrimisilin faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiş, 15.11.2012 tarihli dilekçesi ile talebini 40.440 TL olarak güncellemiştir.
Davalılardan ..., babası ve kardeşi olan davacıların rızası ile dava konusu yeri oğlu olan davalı ...’ın 2009 yılı Eylül ayına kadar kullandığını, bu tarihten beri taşınmazın kullanılmadığını, taşınmazın davacılarla birlikte satışa çıkartıldığını, ancak satılmadığını, kendisinin 2005 yılından beri hiçbir kullanımı olmadığını, davacılardan ... ile dava dışı bir borç ilişkisinden kaynaklanan husumeti nedeniyle bu davanın açıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 11.12.2012 tarihli 2010/392 Esas ve 2012/536 Karar sayılı ilk hükmü ile, davanın davalı ... yönünden tam, davalı ... yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.06.2013 tarihli, 2013/9820 Esas ve 2014/10782 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden kısmen kabulü ile 1.795,56 TL ecrimisilin tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava çaplı taşınmaza yönelik ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinde, davacılar vekilinin 26.11.2010 tarihli dilekçe ile tanık olarak ..., ... ve ....ı bildirdiği, 14.02.2012 tarihli celsede ...’in dinlenmesinden vazgeçtiğini belirttiği, 07.06.2011 tarihli celsede yeminsiz olarak dinlenen davacı tanığı H. İ. Ü.’ın beyanında 1,5 - 2 senedir dava konusu yerden davalı ...’ın depo olarak yararlandığını belirttiği, 14.12.2011 tarihinde talimatla yeminli olarak dinlenen davacı tanığı ...’nın beyanında tarafların ortaklığı sürerken davalı ...’nin dava konusu yeri depo olarak kullandığını, S.’den sonra M.’nın mağaza olarak kullandığını, sonra çıktığını duyduğunu, S.’nin ne kadar süre kullandığını bilmediğini çünkü kendisinin İstanbul’da bulunduğunu belirttiği, davalılar vekilinin bozma sonrasında 08.12.2014 tarihli dilekçesi ile tanık olarak ..., ... ve ...’u bildirdiği, 30.06.2015 tarihli celsede ...’in dinlenmesinden vazgeçtiğini belirttiği, aynı celsede yeminli olarak dinlenen davalı tanığı ...’ın beyanında 2004 yılında davalı ...’nin emeklilik yaşı geldiğini ve işyerini kapattığını, davalı ...’nın davacıların rızası ile dava konusu yeri kullandığını ve 2009 yılında boşalttığını belirttiği, davalı tanığı ...’un beyanında ise, taraflar arasındaki ilişkiye dair bilgisi olmadığını belirttiği, bunların yanı sıra Ankara Vergi Dairesinden gelen kayıtlara göre davalı ...’ın dava konusu yerdeki ticari faaliyetini 29.09.2005 yılında terkettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar davalı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden 15.05.2010 tarihinden itibaren 1.795,56 TL ecrimisil ödenmesine hükmedilmişse de, davalıların kullanımı yönünden yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olduğu söylenemez.
Mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde tanıkların tekrar dinlenmesi, davalı ...’ın kullanımında paydaşların rızası bulunup bulunmadığının, ...’ın taşınmazı 2009 yılında tahliye etmesinden sonra, davalı ...’ın kullanıp kullanmadığının, kullanmış ise hangi tarihler arasında ve ne şekilde kullandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği halde, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Bunun yanı sıra, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olmasına göre, Mahkemece, davacı tarafça 15.11.2012 tarihinde harcı yatırılarak güncellenmiş olan dava değeri üzerinden, reddedilen miktara göre, davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, dava açılırken gösterilmiş olan dava değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmiş olması da yanlıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin ve davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 14.04.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)