MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal, Müdahalenin Men'i, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 18.02.2020 tarihli ve 2020/539 Esas, 20201512 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi gereğince 1086 Sayılı HUMK'un 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 450,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına, 3402 Sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 05.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
Davacı Hazine vekili, davalıya ait ... Mahallesi ... mevkiinde bulunan 1277 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde yer aldığını, tapusunun iptali ile müdahalenin menine ve kal’e karar verilmesini talep ve dava etmiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.02.2020 tarihli 2009/13816 Esas – 2010/962 Karar sayılı kararı ile hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilerek hüküm yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yeniden davanın reddine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06.11.2017 tarihli 2016/16407 Esas 2017/14633 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli, 2009/31-77 sayılı kararı ile hak düşürücü süreye ilişkin hükmün iptal edildiği, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği, 10.03.1969 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, Mahkemece verilen ret kararının doğru olduğunun söylenemeyeceği, işin esası hakkında 28.11.1997 tarih, 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmek üzere hükmün bozulduğu, Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının iptali ile kıyı vasfı ile kıyıdan terkinine karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.02.2020 tarihli 2020/539 Esas 2020/1512 sayılı karar ile hükmün esasına ilişkin olarak eksik araştırma ve inceleme nedeniyle bozulmasına karar verilmiş, davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Mahkemece verilen davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin ilk karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle onanmıştır. Karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Her ne kadar Mahkeme hükmün onanan kısmı yönünden de bozmadan sonra verdiği kararda yeniden hüküm kurmuş ise de, bu usuli bir hata olup, sonuca etkili değildir ve yok hükmündedir. Hükmün onanan kısmı kesinleşmiş artık kesin hüküm haline gelmiştir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dahil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların iradesine tabi değildir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup, mevcut emredici hukuk kurallarının herkese eşit şekilde ve düzgün bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasa’sının 2. maddesi’nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti kişilerin hukuki güvenliğini sağlayan bir devlettir.
Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk kurallarının onu koyanlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır.
T.C. Anayasası 36. maddesi; “Herkes ….. adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6. maddesinde; “Herkes …. davasının ….. hakkaniyete uygun …… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir.
Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, silahların eşitliği ilkesidir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir.
Hukuk devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen ilk karar esas yönünden, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, bozmaya konu edilmesi ve Mahkemece esas yönünden yargılama yapılıp karar verilmesi kamu düzenini bozacak bir sonuç yaratır. Mahkemece esas yönünden verilen ret kararı daha önce onanıp kesinleştiğine göre, yeniden esasa yönelik yargılama yapılıp karar verilmiş olması doğru değildir. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninde kabul görmüş ilkelere, T.C Anayasası’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, hukuki güvenlik ilkesine, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil eder. Devlete ve yargıya güveni ciddi bir şekilde sarsar. Açıkladığım nedenlerden dolayı Mahkemece davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin verilen karar temyiz itirazları reddedilmek suretiyle kesinleştiğinden, Mahkemece esasa ilişkin yeniden yargılama yapılıp karar verilmesi ve hükmün esasa yönelik eksik araştırma ve inceleme nedeniyle bozulması doğru olmadığından sayın çoğunluğun karar düzeltme talebinin reddine ilişkin görüşlerine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy