MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın esastan reddine karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, 10.08.2012 tarihinde haczedilen menkullerden Kuka marka robotun ... Makine Ltd. Şti’ye ait olduğunu, diğer ikisinin ise başka firmalardan fatura ile satın alındığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve Kuka marka robot yönünden davanın ... Makine Ltd. Şti’ye ihbarına karar verilmesini talep etmiştir.
Müdahale talebinde bulunan ... Makine Ltd. Şti vekili, istihkak davasının kendilerine ihbar edildiğini, dava konusu Kuka marka robotun mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu, robotu işlevsel hale getirmek için mahcuzun üçüncü kişinin elinde bulunduğunu belirterek, istihkak iddialarının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, asli müdahale talebi ile üçüncü kişinin davasının reddine ilişkin verilen karar, davacı üçüncü kişi vekili ve müdahale talep eden vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 17.9.2018 tarihli ve 2018/13024 Esas, 2018/15770 Karar sayılı ilamı ile; kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişkili bulunduğundan bahisle karar bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davacı şirket ile borçlu şirket arasında organik bağ bulunduğu, her iki şirketin aynı adreste faaliyet gösterdiği, haciz mahallinin borçlu şirket adresi olduğu gerekçesi ile üçüncü kişinin davasının reddine; mahcuzun müdahil şirketin envanterinde kayıtlı ve faturalı olduğu, haciz mahallinde faaliyet gösteren şirkete sevkine ilişkin bir belge tespit edilememiş ise de ; asli müdahilin mülkiyetinden çıktığına dair bir kaydın bulunmadığı, müdahil şirketin borçlu şirket ile organik bir bağının da tespit edilemediği, ithalatçı müdahil firmanın ithalat mevzuatına aykırı şekilde bu menkulü uhdesinde bulundurduğu kabul edilse dahi bu durumun envanter kaydı ve transit belgesi ile sabit görülen mülkiyet durumuna etki etmeyeceği, yine menkulün borçlu işyerinde bulunmuş olmasının da anılan belgelerin aksinin kabulü için yeterli olmadığı gerekçesi ile asli müdahilin davasının kabulüne karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Haciz, üçüncü kişinin ticaret sicil adresinde yapılmıştır. Haciz mahallinde borçlu şirkete ait banka hesap ekstresi,vergi dairesi tahahkuk fişi, fatura, yemek fişi gibi güncel evraklar bulunmuştur. Dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtlarına göre, borçlu şirketin %99 hisse sahibi ..., %1 hisse sahibi ...; üçüncü kişi şirketin %99 hisse sahibi ..., %1 hisse sahibi ... iken, dava konusu hacizden 6 gün sonra ortaklar %1 hisseleri birbirine devretmiş olup üçüncü kişi şirketin tek ortağı ..., borçlu şirketin tek ortağı da ... olmuştur. Ayrıca, borçlu şirketin ticaret sicilde kayıtlı adresine haciz için gidildiğinde adresin boş olduğu, faaliyet gösterilmediği anlaşılmıştır. Davacı üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket ortaklarının karı-koca olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, İİK'nin 97/a maddesi gereğince borçlu ve üçüncü kişinin malı birlikte elde bulundurmaları halinde mal borçlu elinde sayılır. Bu mülkiyet karinesinin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Üçüncü kişi mahcuzun müdahile ait olduğunu belirtmekle birlikte taşınır eşyalarda zilyetlik kimde ise karinenin onun lehine olduğunun düşünülmesi gerektiğinden müdahilin karinenin aksini ispat etmesi gerekmektedir. İspat yükü altında olan müdahil 15.04.2008 tarihli fatura, gümrük beyannamesi ve ticari defterlere dayanmış ise de, bilirkişi raporuna göre 2008 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdiki olmadığı görülmüş olup müdahil ile üçüncü kişi arasında fason üretim olmadığı belirtilmiş, ticari ilişkiye dair de bir emare bulunmamıştır. Öte yandan, müdahil mahcuzu üçüncü kişiye bıraktığına dair bir sevk irsaliyesi sunamadığı gibi mahcuzun 2008 yılından haczin yapıldığı 2012 yılına kadar üçüncü kişinin elinde bulunmasına ilişkin makul bir açıklama getirememiş olup yurt dışından ithal edilen değerli bir menkulün 4 yıl boyunca herhangi bir belgeye dayanılmaksızın üçüncü kişide bulunması hayatın olağan akışına aykırı bulunmuştur. Bu durumda, müdahil tarafından karinenin aksi kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilemediğinden;müdahilin açtığı davanın reddi yerine, oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nın 366 ve 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İİK'nın 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy