(765 S. K. m. 102, 516)
Dava ve Karar: Hükmedilen cezaların süresine göre şartları bulunmadığından sanık Ö. M.'nun duruşmalı inceleme isteğinin, CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, usulüne uygun tebligata rağmen sanık T. B. ve müdafîinin duruşmaya gelmediği ve geçerli bir mazeret de bildirmedikleri anlaşıldığından, sanıklar T. B., Ö. M. ve E. A. hakkında duruşmasız, sanık C. Ş. hakkında duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:
Temyizin kapsamına göre, sanık T. B. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma, mala zarar verme, izinsiz patlayıcı madde imal etme ve nakletme, patlayıcı madde atma suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü, sanıklar C. Ş. ve Ö. M. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma, izinsiz patlayıcı madde imal etme ve nakletme suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü ile mala zarar verme suçundan kurulan düşme kararı sanık E. A. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile mala zarar verme suçundan kurulan düşme kararına yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş; her ne kadar sanıklar C. Ş., Ö. M. ve E. A. hakkında mala zarar verme suçu için yasada belirlenen zamanaşımı sürelerinin dolmadığı nazara alınmadan, yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmiş ise de, sanıklara atılı mala zarar verme suçu için 765 sayılı TCK'nın 516/3-7. maddesinde öngörülen cezanın süresi itibariyle, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı yönünden lehe hükümler içeren 765 sayılı TCK'nın 102/3. maddesinde belirlenen zamanaşımının, sanıkların sorgularının yapıldığı 31.05.2000 tarihi ile inceleme tarihi arasında gerçekleştiği anlaşılmakla davaların düşmesine ilişkin karar sonuç olarak doğru bulunduğundan ve incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık T. B., sanık C. Ş. ve müdafii, sanık Ö. M., sanık E. A. müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçeleri ile sanık C. Ş. müdafiinin duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, mahkumiyete ve düşmeye ilişkin hükümlerin ONANMASINA, 03.06.2010 tarihinde sanık T. B. hakkındaki 22.09.1999 tarihli olayda patlayıcı madde atma suçundan kurulan hüküm yönünden oyçokluğuyla, diğer hükümler yönünden oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; yangın çıkarmak, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olma, silahla ateş etme veya patlayıcı madde kullanma eylemleri, seçimlik hareketli suç olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 170 inci maddesinin 1 inci fıkrasında düzenlenmiştir.
Suça varlık kazandıran seçimlik hareketlerden olan patlayıcı madde kullanmaktan söz edilebilmesi için, bu maddenin infilak etme özelliğinden yararlanılması, bu özelliğin harekete geçirilmesi, daha açık bir ifadeyle patlatılması gerekmektedir. Cezalandırma için ayrıca eylemin; kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olabilecek biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda işlenmiş olması da gereklidir.
Patlayıcı maddeyi patlatacağı yere bırakma, patlamayı sağlayacak düzeneği harekete geçirme, zamanı ayarlama v.b. hareketler suçun icra hareketleridir. Suçun işlendiği an ise patlamanın gerçekleştiği andır. İcra hareketleri gerçekleştirildiği halde patlama meydana gelmemişse, suçun tamamlanmadığı, teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, patlayıcı maddeleri imal, ithal veya ihraç, ülke içinde nakletme, muhafaza, satma, alma veya işleme eylemleri Türk Ceza Kanununun 174 üncü maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.
Temyiz davasına konu olayda, sanık T. B.'ın zaman ayarlı patlayıcı maddeyi olay yerine bıraktığı, ancak ihbar üzerine olay yerine gelen kolluk görevlilerinin suça konu maddeyi etkisiz hale getirdikleri anlaşılmaktadır.
Sanığın patlayıcı maddeyi nakletme eylemi nedeniyle TCK'nın 174 üncü maddede yazılı suç oluştuğundan, yerel mahkemenin bu suça yönelik uygulamasında bir isabetsizlik ve esasen bu hususta bir uyuşmazlık da yoktur.
Ancak, sanığın olay yerine bıraktığı madde henüz patlamadan etkisiz hale getirildiğinden, TCK'nın 170 inci maddesinin 1 inci fıkrasında öngörülen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu teşebbüs aşamasında kalmış olup, yerel mahkemenin bu eylem nedeniyle suçun tamamlandığına yönelik kabul ve bu doğrultudaki uygulaması hatalı olduğundan, hükmün bu yönüyle bozulması gerektiği düşüncesindeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy