ÖZET: TCK’NIN 289. MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDA DÜZENLENEN MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN KONUSU “RESMEN TESLİM OLUNAN” MAL OLUP, BANKALAR İLE KREDİ TALEBİNDE BULUNANLAR ARASINDA DÜZENLENEN REHİN SÖZLEŞMESİ NEDENİYLE YAPILAN TESLİMLERDE “RESMEN TESLİM” KEYFİYETİ GERÇEKLEŞMEYECEĞİNDEN ANILAN SUÇUN UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın sahibi bulunduğu şirkete aldığı iki araç için bankadan temin ettiği ticari taşıt kredisi nedeniyle rehin sözleşmesi yapıldığı ve durumun alacaklı banka tarafından trafik siciline bildirilerek rehin sözleşmesinin araç siciline kaydının sağlandığı, bilahare kredi borcunun ödenmemesi üzerine katılan banka tarafından rehinin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığı, muhafaza için işyerine gidildiğinde araçların bulunamaması üzerine yapılan suç duyurusu nedeniyle sanık hakkında muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan dava açıldığı saptanmış olup, TCK’nın 289. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun konusunun “resmen teslim olunan” mal olması, bankalar ile kredi talebinde bulunanlar arasında düzenlenen rehin sözleşmesi nedeniyle yapılan teslimlerde “resmen teslim” keyfiyetinin gerçekleşmiş sayılmayacak olması karşısında,
Somut olayda muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı, eylemin, araçların başka borçlardan dolayı başlatılan icra takipleri nedeniyle haczedildiği yönündeki sanık savunması araştırıldıktan sonra diğer koşulların da varlığı halinde güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği düşünülüp tartışılmadan, suç niteliğinde yanılgı ve eksik araştırmayla yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 10.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.