Tebliğname No : 9 - 2014/301413
Mahkemesi : Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 10.07.2012
Numarası : 2011/46 - 2012/477
Suç : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, failin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, somut olayda; sanığın, hakkında kovuşturması devam eden dava nedeniyle savunmasının alınması amacıyla çıkarılan yakalama kararının infazını engellemek amacıyla sorgusunun yapıldığı sırada mahkeme huzurunda kardeşi F.. Y..'ın kimlik bilgilerini vermekten ibaret eyleminin TCK'nın 206. maddesindeki "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 19.11.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
03.09.2011 tarihli sorgu tutanağına göre; Kemer Sulh Ceza Mahkemesinin 04.10.2010 tarih ve 2009/585 sayılı tutuklama müzekkeresi sonucu yakalanan şüpheli F.. Y.. Mersin 2. Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarıldığında
isminin F.. Y.. olduğunu bildirmiş, mahkeme tarafından yaptırılan parmak izi araştırması sonucu huzurda bulunan şahsın F.. Y.. olduğu tespit edilmiş, sanığın gerçek kimlik bilgileri ile savunması alınmış, sanık savunmasında; “Mahkemeye ismini F.. Y.. olarak bildirmiş isem de; gerçek ismim F.. Y..'dır” diyerek gerçek kimliğinin F.. Y.. olduğunu kabul etmiş ve bu durum aynen sorgu tutanağında belirtilmiş olup, sanığın eyleminin TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşmadığı konusunda sayın çoğunluk ile aramızda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık TCK'nın 206. maddesinde yer alan resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşabilmesi için, resmi belge düzenlemeye yetkili memurun kişinin beyanına dayanarak sahte bir resmi belge düzenlemesi, görevlinin beyanın doğruluğunu araştırma yükümlülüğünün bulunmaması gerekir. (TCK'nın 206. madde gerekçesi ile CGK'nın 01.04.2014 tarih ve 2013/542 Esas, 2014/153 sayılı Kararı) CMUK'nın 147/1-a maddesine göre şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlü olduğundan, somut olayda sanığın beyanı üzerine kardeşine ait kimlik bilgileri ile sorgu tutanağı düzenlenseydi resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu oluşabilirdi. Ancak, somut olayda sorguyu yapan hakimin tutuklama talebi ile huzuruna getirilen şüpheli veya sanığın kimliğini tespit etme görevi bulunmaktadır. Çünkü bu durumda suçsuz bir kişinin hürriyetinin sınırlanması veya tutuklunun cezaevine gönderilmesi yerine tahliye edilmesi söz konusudur. Parmak izi araştırması sonucu sanığın gerçek kimliği tespit edilmiştir. Sorgu işlemi sanığın tespit edilen gerçek kimlik bilgileri ile yapılmıştır. Sahte olarak resmi belge düzenlenmemiştir. Bu nedenle resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun yasal unsurları oluşmamıştır.
Evrakta sahtecilik suçunda teşebbüsün mümkün olmaması ve bu hususun istikrarlı olarak bu suça bakmakla görevli dairelerce kabul edilmesi, evrakta sahtecilik suçlarına ilişkin kısımda düzenlenen resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun unsurlarının oluşmadığının bir başka kanıtıdır.
Sanığın eylemi, kamu görevlisine görevinin gereği olarak sorulduğunda kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak suretiyle Kabahatler Kanununun 40. maddesinde yer alan kimliği bildirmeme kabahatini oluşturmaktadır. Yerel mahkeme hükmünün bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesiyle Sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmıyorum.19.11.2014
Full & Egal Universal Law Academy