(1475 S. K. m. 14)
Dava: Davacı vekili; 1.7.1986 tarihinde emekli olan müvekkiline 5953 sayılı "Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetin Tanzimi Hakkında Kanun"un 212 sayılı Yasa ile değişik hükümleri uyarınca kıdem tazminatı ödenmesi gerekirken, 1475 sayılı İş Kanunu`na göre ödendiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 600.000 TL`nın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı sendika ise; davacının 5953 sayılı Kanun anlamında gazeteci sayılamayacağını, 1475 sayılı İş Kanunu`na göre yapılan hesaplamanın doğru olduğunu savunmuştur. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Karar: Davacının 30.11.1971 tarihinde Türkiye (K)- İş Gazetesi Yazı İşleri Müdürü olarak bu gazetenin sahibi Türkiye (K)- İş Sendikası`nda işe başladığı, K.Y.İş Sendikası`nın davalı T.Y.-İş Sendikası`na iltihak ettiği tarihe kadar görevine devam ettiği, iltihak işleminden sonra da emekli olduğu, 1.7.1986 tarihine kadar davalı sendikada Basın Müşavirliği görevini yürüttüğü, kıdem tazminatının davacının sendikada işe girdiği 30.11.1971 tarihi ile emekli olduğu 1.7.1986 tarihi arasındaki dönem için ve tavanla sınırlı olarak 1475 sayılı İş Kanunu`na göre kıdem tazminatı ödendiği konularında taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Mahkeme kararında da belirtildiği gibi uyuşmazlık, davacının 5953 sayılı Kanun`un 212 sayılı Yasa ile değişik hükümleri kapsamına girip girmediği sorunu üzerinde toplanmaktadır. Bu sorunun çözümlenebilmesi için, davacının iddiasına dayanak yaptığı hizmet sözleşmelerinin göz önünde tutulması ve 5953 sayılı Kanun`a göre statüsünün belirlenmesi zorunluluğu vardır.
Dosya içeriğine göre; davacı ile Türkiye K.-İş Sendikası arasında ilk sözleşmenin 1.12.1972 tarihinde düzenlendiği, bunu sırasıyla 1.12.1973, 1.12.1974, 1.12.1976, 1.12.1978, 1.12.1980 ve 1.5.1981 tarihli sözleşmelerin izlediği, sözleşmelerde tarafların 5953 sayılı Kanun`un 212 sayılı Yasa ile değişik hükümlerine uymaları gerektiğinin, davacının mesleğe 1.10.1960 ve K.S.-İŞ Gazetesin`de 30.11.1971 tarihlerinde girdiğinin ve adı geçen gazete yazı işleri müdürlüğü görevini ifa edeceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. 5953 sayılı Kanun`un kapsamını gösteren değişik 1. maddesinde, "bu kanun hükümleri Türkiye`de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunu`ndaki, "işçi" tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır. Bu Kanun şümulüne giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir" kuralına yer verilmiştir. Bu kapsam hükmünün istisnalarının gösterildiği 2. madde de şöyledir: "Birinci maddenin şümulü dahilinde bulunup da Devlet, Vilayet ve Belediyeler ve İktisadi Devlet Teşekkül ve Müesseseleriyle sermayesinin yarısından fazlası bu teşekküllere ait şirketlerde istihdam edilen memur ve hizmetliler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz." Görüldüğü gibi, Türkiye`de yayınlanan gazete ve dergilerde fikir ve sanat işlerinde çalışanlar, örneğin fıkra yazarları, 5953 sayılı Kanun`un kapsamına girmektedirler. Yazı İşleri Müdürlerinin de düşensel bir çalışma yaptıkları, dolayısiyla de Yasa kapsamına girdikleri kuşkusuzdur. Bunun için, bu tür görevleri yürütenlerin 2. maddede sayılan kurum ve kuruluşlarla ilgileri bulunmamaları, başka bir deyişle Devlet, Vilayet ve Belediyelerle İktisadi Devlet Teşekkül ve Müesseselerde görevli olmamaları yeterlidir. 5953 sayılı Kanun`un istisnalara ilişkin 2. maddesinde sendikalardan söz edilmediğine göre, sendikaca çıkarılan gazetelerde fikir işçisi olarak çalışanların da gazeteci sayılması gerektiği kuşkusuzdur.
Bu açıklamadan sonra davacının durumuna gelince; 30.11.1971 tarihinden K.Y. -İş Sendikasının davalı T.Y.-İş Sendikasına katıldığı tarihe kadar Yazı İşleri Müdürü ve Basın Müşaviri olarak çalıştığına ve sarı basın kartı sahibi olduğuna göre, 5953 sayılı Kanun`un kapsamına girdiğinin kabul edilmesi gerekir. Ancak, davacının katılma işleminden sonra davalı sendikaca çıkarılan dergide çalışmadığı, sadece Basın Müşavirliği görevini yapmakla yetindiği, tarafların son oturumda yaptıkları açıklamalardan anlaşılmaktadır. Böyle olunca, davacının katılmadan önceki hizmetinin 5953 sayılı Kanun`un kapsamına girdiği, sonraki hizmetinin ise davalının yaptığı gibi 1475 sayılı İş Kanunu`na göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu konuda belirtmek gerekir ki, sonraki hizmetin 1475 sayılı Kanun`a tabi olduğunun kabul edilmesi, önceki dönemde 5953 sayılı Kanun`a göre kazanılmış olan hakkını ortadan kaldırmaz.
Davacının önceki hizmetinin hangi tarihten itibaren 5953 sayılı Kanuna göre değerlendirilmesi gerekeceğinin de burada saptanmasında zorunluk vardır. Mezkur Kanunu`nun 6. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında, "kıdem hakkı gazetecinin mesleğe ilk giriş tarihinden itibaren hesaplanır. Akdin feshi halide gazeteci, bu süreye göre hesaplanacak tazminatı almaya hak kazanır." denildikten sonra, sekizinci fıkrada, "bir defa kıdem tazminatı alan gazetecinin kıdemi, yeni işine girişinden itibaren hesaplanır. Ancak, buna aykırı olarak işverenle gazeteci arasında yapılacak mukavele muteberdir" hükmüne yer verilmiştir. Bu kurallara göre,gazetecinin kıdem tazminatının mesleğe ilk girişinden itibaren hesaplanması zorunluluğu vardır. Kıdem tazminatının önceki işin sonunda alınmış olması halinde dahi, taraflar bunun ilk işe girişten itabaren hesaplanmasını kararlaştırabilirler. Bu konuda tarafların tam bir sözleşme özgürlüğüne sahip oldukları görülmektedir. Davacı ile K.-İş Sendikası ve daha sonra onun yerine geçen K.Y.-İş Sendikası arasında düzenlenen sözleşmelerde yer alan "ifadesine göre kıdeme müteallik mesleğe girişi 1.10.1960`dır" veya " gazetecinin kıdeme müteallik mesleğe girişi 1.10.1960`dır" biçimindeki ibareler tarafların kıdem hakkının mesleğe ilk giriş tarihi olan 1.10.1960`dan başlatılması konusunda anlaştıklarını göstermektedir. Dosya içindeki K.-İş Sendikası Başkanlığı`nca onanlı "sarı basın kartı beyannamesindeki" gazeteciliğe başladığı tarih ve" gazete sütunu karşısında 1.10.1960 Ankara Ticaret Postası Gazetesi" ve "şimdiye kadar hangi gazetelerde çalıştığı" sütunu karşısında da "Ankara Ticaret Gazetesi-Son Haber" şeklindeki açıklamalardan da, kıdem hakkının mesleğe ilk giriş tarihinden itibaren başlatılması gerekeceği sonucu çıkmaktadır. Bu konuda ayrıca belirtmek gerekir ki, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu`nun 27. maddesi, sendikanın bir başka sendikaya katılması halinde katılan sendikanın bütün hak, borç, yetki ve menfaatlerinin katıldığı sendikaya kendiliğinden geçmesini öngörmektedir. Bu nedenle, davalının önceki sözleşmelerle bağlı olduğu kuşkusuzdur.
Sonuç: Yukarıdan beri yapılagelen açıklamalar nedeniyle, davacının kıdem tazminatının 5953 sayılı Kanun hükümlerine göre 1.10.1960 tarihinden katılma tarihine kadar ve tavan sınırlamasna bağlı tutulmadan hesaplanması gerekirken, aksine düşünce ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenenlerle BOZULMASINA 03.02.1987 tarihinde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy