(1475 S. K. m. 13, 14/4) (HG. 14.02.1990 T. 1989/9-683 E. 1990/71 K.) (HG. 26.01.1994 T. 1993/9-663 E. 1994/15 K.) (HG. 09.03.1994 T. 1994/9-5 E. 1994/144 K.)
Dava: Davacı, kıdem tazminatı farkının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm, süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davalının temyizine gelince:
1475 sayılı İş Kanununun 14/4. maddesine göre, değişik kamu kurumlarında geçen hizmet sürelerinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınabilmesi için, işçinin iş aktini yaşlılık veya malullük aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla feshetmiş bulunması gerekir.
Somut olayda; iş akti, az önce yukarıda açıklanan nedenlerle işçi tarafından değil, işveren tarafından iş Kanununun 13. maddesine göre ihbar ve kıdem tazminatları ödenmek suretiyle feshedilmiştir. Bu durumda davacının başka bir kamu kuruluşunda memuriyet statüsünde çalıştığı 1.8.1965-31.8.1974 tarihleri arasındaki hizmet süresi kıdem tazminatı hesabında dikkate alınamaz. Dairemizin ve YHGK.'nun yerleşmiş uygulaması da bu doğrultudadır (HGK.nun 14.2.1990 gün, 1989/9-683 E., 1990/71 K.; HGK.nun 26.1.1994 gün, 1993/9-663 E., 1994/15 K.; HGK.nun 9.3.1994 gün, 1994/9-5 E. sayılı kararları). Mahkemece bu yön gözetilmeden hüküm kurulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.06.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Mahkemenin kararı, 1475 sayılı Yasanın 14/4. maddesi ile 1992 yılında alınan (örneğin 19.10.1992 gün, 92/9012 esas, 92/11484 karar sayılı karar) Dairemiz kararlarına uygundur. Bu nedenle mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.
Yukarıda açıklanan Daire kararından, açıklanan görüşün oluşmasına neden 1991 yılında yayınlanan Başbakanlık genelgesi sonucu kamu işyerlerinde meydana gelen gelişmelerdir. Zira, bu genelge ile işçi tasfiyesi sağlayabilmek için emekliliği gelen işçilerin hizmet akitlerinin sona erdirilmesi istenmiş, bunun üzerine kamu işyerlerinde bu durumdaki işçilerden emekli olmaları yeni hizmet aktinin bizzat işçiler tarafından sona erdirilmesi talep edilmiş, bu yola giden işçilere hizmet birleştirilmesi yapılarak kıdem tazminatı ödenmiş, ihbar tazminatı ise ödenmemiştir. İşverenin bu teklifini kabul etmeyen ve davacı gibi davranan işçilerin hizmet akitleri ise işveren tarafından İş Yasasının 13. maddesi gereğince sona erdirilmiş ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş ancak kıdem süresi ve tazminatı hesaplanırken hizmet birleştirilmesi yapılmamıştır.
İşverenin bu farklı uygulaması bizzat emekli olmayı kabul etmeyen işçileri (işverenlerin re'sen emekli etme hakkı bulunmadığından) cezalandırma amacını güden kötü niyetli bir davranış olup, yasa tarafından himaye edilmesi mümkün değildir.
İş Yasasının 14/4. maddesinin bu gelişmeler sonucu işçi lehine yorumuna engel bir durum olmadığı için Dairemizin 2992 yılında oluşan görüşünün sürdürülmesinin, iş hukuku ilkelerine uygun olacağını düşünmekteyim.
Zira; İş Yasasının 14/4. maddesine; çoğunluğun kabul ettiği gibi, madde de belirtilen nedenlerle hizmet aktinin işçi tarafından sona erdirilmesinden bahsedilmemiş, anılan madde de ......yaşlılık veya malullük aylığına... HAK KAZANAN ifadesi kullanılmıştır. Davacının hizmet akti sona erdirildiği tarihte yaşlılık aylığına hak kazandığı ve hemen kuruma başvurarak emekli aylığını başlattığı anlaşıldığına göre davacının kamu kuruluşlarında geçen hizmetlerinin birleştirilerek kendisine kıdem tazminatı ödenmesi gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kararı yasal olup, onanmalıdır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy