(1475 S. K. m. 13)
Dava: Dava ihbar ve kıdem tazminat farklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme isteği kısmen hüküm altına alınmıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçinin çalıştığı işyeri özelleştirme kapsamına alınmış ve sonrada sermayesinde bulunan ikitrilyondokuzyüzdoksansekizmilyar dokuzyüzdoksanbir milyon lira nominal değerindeki hissesi davalı şirket tarafından devir alınmıştır. Devir sözleşmesi 06.05.1997 tarihli olup, bu devirle ilgili esaslar Özelleştirme Yüksek Kurulunun 20.03.1997 tarih ve 97/06 sayılı kararına istinaden (.....) İdaresi Başkanlığı ile (.......) A.Ş. arasında düzenlenen "Hisse Satış Sözleşmesi"nde gösterilmiştir. Bu sözleşmenin 1. maddesinde "idare şirket sermayesinde bulunan 2.998.991.000.000 TL. nominal değerindeki hissesini şirket tarafından devir tarihi itibariyle tahakkuk ettirilecek, yasalardan ve Toplu İş Sözleşmesinden doğan ve idarece üstlenilen kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesini teminen yapılan sermaye artırımından kaynaklanan 315.600.104.000. TL. onimal bedelli hisse ile birlikte bu sözleşmede belirtilen şartlarla toplam 35.750.000 ABD doları bedelle alıcıya satmıştır" denilmekte ve 3. maddesinde de "Alıcı sözleşme tarihinden itibaren iki iş gününü geçmeyecek hazırlık çalışmaları ve işe başlatma prosedürünü müteakiben en az üç ay süre ile (mevcut personelden çalışmak üzere yazılı istekte bulunanları istihd am ederek) istihdamı koruyacak ve sözleşme tarihinden itibaren 3 yıl süre ile kesintisiz olarak en az yediyüz personeli istihdam edecek olup sözleşmenin yürürlüğe girmesini müteakiben şirkete yapılacak personel alımında sözleşme tarihi itibariyle şirkette çalışan personele öncelik tanınacaktır" şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere; bu sözleşmede bir yandan özelleştirme işleminin amacına uygun biçimde devralan şirketin devirden sonra zor durumda kalmamasını teminen işyerinde çalışan işçilerin ihbar ve kıdem tazminatlarının idare tarafından ödenmek suretiyle işçilerin hizmet sözleşmelerinin feshi öngörülmüş, diğer taraftan da ülkenin yüksek menfaatleri ve bu meyanda işyerinin bulunduğu yörenin menfaatleri gereği istihdam politikası uygulanması konusunda özel hükümlere yer verilmiştir.
Dosya içeriğine göre davacı işçiye 05.05.1997 tarihine kadar işyerinde geçen tüm süre dikkate alınmak suretiyle ihbar ve kıdem tazminatı, diğer birçok işçi gibi ödenmiş ve davacı da bu konuda hiçbir hakkı kalmadığını gösteren ibranameyi imzalayarak işverene vermiştir. Bu ibranamenin düzenlenmesinden 3 gün sonra da yani özelleştirmenin gerçekleşmesi üzerine davalı işverene 09,.05.1997 tarihli dilekçe vermek suretiyle: hizmet aktinin feshedildiğini ve hakettiği ihbar ve kıdem tazminatlarının ödendiğini de vurgulamak suretiyle yeniden işyerinde çalışmak isteğini bildirmiş ve böylece davacı ikinci dönem çalışmasına başlamıştır. Yaklaşık 6 ay kadar davacı özelleştirme sonrası dönemde çalıştıktan sonra davalı işveren tarafından ünitede istihdam fazlalığı nedeniyle 1475 sayılı İş Kanununun 13. maddesi uyarınca sözleşmesi feshedilmiştir.
Davacı açmış olduğu bu dava ile; özelleştirme öncesi ve sonrası çalışma sürelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini iddia ederek fark ihbar ve kıdem tazminatları isteklerinde bulunmuştur. Mahkemece çalışmasının bütünlük içinde geçtiği, yani iki dönem çalışma arasında hiçbir kesinti bulunmadığı, iş hukukunun işçiyi koruyucu temel ilkesi gereği özelleştirme sonucu ile de olsa girdi çıktı şeklinde gösterilen bu işlemlerden işçilerin zarar görmemesini teminen ve Yargıtay uygulamaları da dikkate alınmak suretiyle davanın kabul edilmesi gerektiğini gerekçe göstererek hüküm kurulmuştur.
Genel ve soyut değerlendirme yapılacak olursa mahkemenin bu düşüncesi doğrudur. Ne var ki son yıllarda gerek yabancı ülkelerde ve gerek ülkemiz gündeminde öneml ibir yer tutan Kamu İktisadi Teşebbüslerinin ve bu nitelikteki diğer kurumların özelleştirilmesinin ülkemizin sosyal ve ekonomik bakımından önemli bir sorununu oluşturduğu, bu sorunun çözümlenmesiyledir ki işyerlerinin varlıklarının sürdürülmesi ve bunun sonucu olarak da işçilerin çalışma ortamlarını sağlanması olanağı elde edilebilecektir. Bundan başka özelleştirmenin gerçekleşebilmesi için özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile işyerini satın alacak olan firma arasında yapılan pazarlıklar sonucu ülke menfaatleri de dikkate alınmak suretiyle devir koşulları belirlenmekte ve devralacak firmalar mümkün mertebe sorunu olmayan işyerini devri sağlanmaktadır. Somut olay bakımından da aynı değerlendirme geçerli olmuş ve işçilerin önce hakları ödenmek suretiyle hizmet sözleşmeleri feshedilmiş ve sonra da işyerinde çalışmaları olanağı sağlanmıştır. Bütün bu açıklamalar karşısında ortada kötüniyetli bir davranışın sözkonusu olmadığı ve böylece ülkemizin önemli bir işletmesinin varlığının sürdürülmesinin sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda her iki dönem çalışmasının bütünlüğünden bahsedilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 04.03.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy