(818 S. K. m. 159) (1475 S. K. m. 18)
Dava: Davacı işveren iş sözleşmesinden doğan alacakları talep etmiş, davalı karşı davacı işçi ise aynı sözleşme gereği alacak ve tazminat alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle her iki davada gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.03.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı ve karşı davalı adına Avukat .... ile karşı taraf adına Avukat
.geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı karşı davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı işveren tarafından açılan bu davada, davalı doktorun 06-11 Ocak 2003 tarihleri arasında randevulu hastaları olduğu halde işyerine gelmediği, bu nedenle iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiği ileri sürülerek iş sözleşmesinde öngörülen cezai şartın ödetilmesi talep edilmiştir. Davalı işçi ise, belirtilen tarihler arasında bir hafta süreyle izinli olduğunu ve izin bitiminde işyerinde on gün süreyle çalıştığını savunmuş ve açmış olduğu karşı davada işverence yapılan feshin haklı nedene dayanmadığından bahisle iş sözleşmesinde işçi lehine öngörülen cezai şartın tahsiline dair istekte bulunmuştur.
Mahkemece davacı işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı ve feshin altı iş günlük süresinde yapılmadığı gerekçesiyle, işverenin cezai şart isteğinin reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı işçi doktor olarak görev yapmış ve işverence tutulan ve içeriği tanıklarca doğrulanan tutanaklara göre randevulu hastaları olduğu halde, 06-11 Ocak 2003 tarihleri arasında işyerine mazeretsiz olarak gitmemiştir. İşverence tutulan tutanaklarda tarihlerle ilgili bazı tereddütler ortaya çıkmışsa da, esasen belirtilen günlerde işyerine gidilmediği davalı işçinin de kabulünde olmakla tutanakların bir önemi kalmamıştır.
Davalı işçi, işverenden sözlü olarak izin aldığını ileri sürmüş ve bu yönde tanık deliline dayanmıştır. İzin konusunda dosyaya herhangi bir yazılı delil sunulmamıştır. Davalı işçinin sözlü olarak izin kullandığına dair soyut tanık anlatımlarına göre sonuca gidilmesi doğru olmaz. Yine belirtmek gerekir ki, davalının işyerinde çalışması bir yılı doldurmadığı için yasal olarak izin hakkı da doğmamıştır. Davalının 11 Ocak 2003 tarihinden sonra 10 gün kadar işyerinde çalıştığı da kayıtlarla sabittir. Ancak bu durum işverenin işçinin devamsızlığına dayalı olarak haklı fesih imkanını ortadan kaldırmamaktadır.
Devamsızlık tutanakları ile iş sözleşmesinin feshi isteğine dair yazı davacı vakfın mütevelli heyetine sunulmuş ve anılan heyet tarafından 17.01.2003 tarihinde alınan bir kararla işletme müdürüne fesih konusunda yetki verilmiştir. Hastane yönetimi tarafından da 22.01.2003 tarihinde davalı işçinin iş sözleşmesi feshedilmiştir. Fesih tarihinde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanununun 18. maddesinde öngörülen 6 işgünlük hak düşürücü süre, feshe yetkili makama olayın bildirilmesinden itibaren başlamaktadır. Olayda feshe yetkili makam olan mütevelli heyeti kararı üzerine süresi içinde iş sözleşmesinin feshi yoluna gidilmiştir. Bu itibarla feshin süresinde yapılmadığından söz edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Yapılan bu açıklamalara göre, davacı işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığının kabulü gerekir. Davacı işveren iş sözleşmesinde öngörülen cezai şartı talep etmiştir. Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 11-a maddesinde "Doktorun Hastanenin isteği dışında görevinden ayrılması durumunda, ayrılmadan önce hak ettiği son altı aylık hak ediş miktarı kadar brüt tazminatı hastaneye öder" şeklinde kurala yer verilmiştir. Somut olayda davalı işçinin devamsızlığının ardından işyerinde bir süre çalıştığı tartışmasızdır. Şu hale göre davalı işyerinden ayrılmamış, mazerete dayanmayan devamsızlık sebebiyle iş sözleşmesi işverence feshedilmiştir. Anılan sözleşmede işverenin haklı nedene dayanan feshi halinde cezai şart ödeneceğine dair bir kurala yer verilmemiştir. Sözleşme hükmünün işçi aleyhine olarak genişletilmesi de mümkün olmaz. Böyle olunca mahkemece, davacı işverenin cezai şart talebinin reddi bu gerekçeyle yerinde olmuştur.
Mahkemece karşı davanın kabulü ile davalı işçinin cezai şart isteği hüküm altına alınmıştır. Belirtmek gerekir ki, işverence süresi içinde ve haklı nedene dayalı olarak gerçekleştirilen fesih sebebiyle davalı karşı davacı işçinin cezai şart talebi de yersizdir. Anılan isteğin reddi gerekirken mahkemece kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Karşı davaya konu olan diğer bir istek de davalı karşı davacı işçinin ödenmeyen ücret alacağına dairdir. Mahkemece isteğin kabulüne, karar verilmiştir. Davalı işçinin izinli olduğunu kanıtlayamadığı ve mazeretsiz olarak işyerine gitmediği günler için ücrete hak kazandığının kabulü hatalı olmuştur. Davacının anılan günler dikkate alınmaksızın hak kazanabileceği ücretleri, bilirkişi ek raporunda belirlenmiştir. Mahkemece anılan rapor bir değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle isteğin kabulü gerekir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 450,00 YTL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy