(818 S. K. m. 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31)
Dava: Davacı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, jestiyon bedeli, performans bedeli farkı, entegrasyon primi, deges banka payı kfs paketi alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. P. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalı Banka vekilinin temyizine gelince:
a) Davacı, davalı banka da çalışmakta iken asgari hafta içi 5 saat, hafta sonu 5 saat olmak üzere ayda 40 saat fazla çalışmasının olduğunu, ibranameyi irade baskısı altında imzaladığını, sınırlı yorumlanması gerektiğini 31.03.2006 tarihinde tüm çalışanlara kurumların entegrasyonu sırasında yaşadıkları zorluklar ve olağanüstü çalışma nedeni ile ödenen brüt 10 maaş tutarında Entegrasyon Primi ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fazla çalışma ücreti ile entegrasyon " alacağının hüküm altın alınmasını istemiştir.
Davalı, davacının tüm yasal haklarını alarak ibra ettiğini, iddia ettiği gibi fazla mesaisinin bulunmadığını, entegrasyon primi adı altında bir ödemenin olmadığını, isteklerin yerinde olmadığın savunmuştur.
Mahkemece, bankanın Koçbank ile birleşmesi ürerine banka ekstrelerine göre entegrasyon primi ödendiği kanaati ile fazla çalışma ve entegrasyon primi alacakları isteklerinin bilirkişi raporundaki miktarlara göre, fazla çalışma ücretinden %35 oranında takdiri indirim yapılarak kabulüne, karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.
İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanununda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.
İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.
Yeni Borçlar Kanunu tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanunun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.
Öte yandan Borçlar Kanunun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9. HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K).
Somut olay yönünden fesihten sonra davacıdan alınan ibranamede davacının fazla mesai alacağının bulunmadığı yazılıdır. Davacı ibranameyi geçersiz kılacak irade sakatlığı bulunduğunu da kanıtlayamamıştır. Fazla mesaiye ilişkin savunma ibraname ile çelişmemektedir. Bu durumda ibranameye değer verilmesi gerekirken soyut tanık sözlerine itibarla fazla mesai talebinin kabulü hatalıdır. Kaldı ki, davalı banka tarafından ibraz edilen bilgisayar çıktılarına göre davacının günlük çalışma sürelerinin yasal sınırları aşmadığı anlaşılmış, bu yön bilirkişi raporu ile de tespit edilmiştir, Söz konusu bilgisayar çıktıları karşısında tanıkların soyut nitelikteki anlatımlarına üstünlük tanınması mümkün değildir. Açıklanan hususlar dikkate alınarak davacının fazla mesai isteğinin reddi yerine kabulü doğru değildir.
b) Davacının entegrasyon primi talebi de tanık beyanlarına dayanarak kabul edilmiştir. Ancak mahkemece iddia edildiği gibi bankaların birleştirilmesi devresinde yapılan çalışmalar için entegrasyon primi ödendiğine dair belge bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmamıştır. Söz konusu istek yönünden doğru sonuca varılabilmesi için uzman bilirkişi aracılığı ile banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmalı, bu primin ödenmesine ilişkin olarak bankaca alınmış karar ve ödeme konusunda talimat bulunup bulunmadığı araştırılmalı ödemeyi gösteren kayıt ve belgeler bulunduğu takdirde şimdiki gibi kabule karar verilmeli, aksi takdirde tanık anlatımları doğrulanmayacağından istek reddedilmelidir. Eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy