(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17) (1086 S. K. m. 438) (818 S. K. m. 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 115)
Dava: Davacı, kıdem, ihbar tazminatlarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, isteklerin reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMKun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi açmış olduğu bu davada ihbar ve kıdem tazminatı ödetilmesi isteğinde bulunmuş, mahkemece ibraname sebebiyle isteklerin reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerli olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.
İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmesinin şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanununda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.
İşçi, emeği aldığı ücret ve diğer parasal haklan ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmak ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır.
Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmeleri İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.
Yeni Borçlar Kanunu Tasarısı'nda bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.
Öte yandan Borçlar Kanununun 21. maddesinde sözü edilen aşın yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmasız olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmesinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. (Yargıtay 9.HD.27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.)
Somut olayda dosya içindeki bilgi ve belgelerle bilirkişi raporu içeriğine göre davacı işçi davalıya ait yurt dışı şantiye işyerlerinde çalışmıştır. Davacı işçinin imzasını taşıyan ibranamede miktar yazılı olmaksızın ihbar ve kıdem tazminatı ile kısım işçilik alacaklarının ödendiğinden söz edilmiştir. İbranamenin alt kısmında yazılı olan bugüne kadar tahakkuk eden alacaklarının ise ücret ödemeleriyle ilgili olduğu görülmektedir.
Öte yandan davalı işveren cevap dilekçesinde, davacının yurt dışında çalışması sebebiyle çalışılan ülke mevzuatına tabi olunduğunu ve ihbar ve kıdem tazminatı talep hakkının doğmadığını savunmuştur. Aynı dilekçede ibranameye dayanılmış ve her iki alacak sebebiyle borcun sona erdiği savunması yapılmıştır. Davacı işçinin ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanmadığı savunması yanında ibranameye dayanılması çelişkili bir durumdur. Böyle olunca ibranameye değer verilerek davacının ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur. Böyle olunca dosya içinde bulunan bilirkişi raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak davaya konu tazminat isteklerinin kabulü gerekirken, mahkemece her iki isteğin de ibraname sebebiyle reddi hatalı olmuştur.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.10.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy