MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, izin ücreti, son ay ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, dava dışı ... Yemek Şirketinde 1993 yılından beri genel koordinatör olarak çalışırken 01.01.2008 tarihli işyeri devri ve hizmet akdi devri protokolü ile davalı şirkete geçtiğini, devir protokolünde davalı şirketin tüm kıdem süresini üstlendiğini, davalı şirkette ayrıca yönetim kurulu başkan yardımcılığı da yapıp ücretinin net 7.500,00 TL olduğunu, 22 Temmuz 2008 günü izinli olduğu sırada, işverenin çalışan personele yazı göndererek kendisinin şirketle ilişiğinin kalmadığının bildirildiğini ve iş akdinin bu şekilde haksız olarak sona erdirildiğini belirterek, kıdem-ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve son aya ait ücretinin ödetilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının kendi şirketlerinde 01.01.2008 tarihinde çalışmaya başladığını, bu tarihten öncesi için sorumlu olmadıklarını, davacının ücretinin brüt 1.814,00 TL olup diğer kısmın yönetim kuruluna katılması nedeniyle ödenen huzur hakkı olduğunu ve bu tutarın ücrete dahil olamayacağını, davacının 22 Temmuz 2008'den itibaren işe gelmediğinden devamsızlık nedeniyle sözleşmeyi feshettiklerini belirterek, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının ücretinin net 7.500,00 TL olduğu, tanık beyanlarına göre şirkette ortaklar arasında anlaşmazlık çıkınca davacının işine son verildiği ve feshin haksız olduğu, son ay ücretinin ve 195 günlük izin ücretinin ödenmediği sonucuna varılarak, dava kabul edilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.09.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı, ücretinin net 7.500,00 TL olduğunu belirtmiş, davalı ise davacının ücret miktarının bordrolara göre brüt 1.814,00 TL olduğunu, diğer kısmın şirket yönetim kurulu başkan yardımcılığı dolayısıyla toplantılara katılması nedeniyle ödenen huzur hakkı olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davacının ücretinin huzur hakkı dahil net 7.500,00 TL, brüt 12.274,49 TL olduğu kabul edilmiştir.
Dosyaya bordro sunulmamış olup, işveren imzalı ve kaşeli maaş belgesinde davacının ücretinin 1.300,00 TL + 6.200,00 TL = 7.500,00 TL olduğu yazmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarında davacının yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle huzur hakkı aldığı anlaşılmakta olup, bu husus uyuşmazlık konusu değildir.
Şirket yönetim kurulu toplantısına katılma nedeniyle ödenen huzur hakkı, Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olup, İş Kanunu kapsamında ücret veya ücret eki niteliğinde bir ödeme olmadığından, mahkemece huzur hakkının da ücrete dahil edilerek alacakların hesaplanması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 05.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy