MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı tarafından gönderilen 13.05.2009 tarihli yazılı fesih bildiriminde davacının davalı ... Körfezi Belediyeler Birliğini zarara uğrattığının, arıtma tesisinin randımanlı/verimli çalışmadığının, bu işin davacı ile yapılmasının mümkün olmadığının iddia edildiğini, bu iddiaların tamamen asılsız nitelikte olduğunu, davalı tarafın ileri sürdüğü iddialarla ilgili olarak düzenlenmiş bir müfettiş raporu bulunmadığını, yerel seçimler sonrasında davalı birlikteki görevine yeni seçilmiş olan birlik başkanının, 1 ay gibi kısa bir sürede davacının davalı ... zarara uğrattığı konusunda tespit yapmasının herhangi bir inandırıcılığı bulunmadığını, feshin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ve kötüniyet tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, 19.12.2006 tarihli İçişleri Bakanlığı Kontrolörünün tespit edilen kamu zararı listesinin 51, 54 ve 57. maddelerinde bahsedildiği üzere davacının davalıyı zarara uğrattığını, toplam zararın 11.819,95 TL olduğunu, iş akdinin feshinin haklı gerekçeye dayandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı tarafın davacının işyerini zarara uğrattığını iddia ettiği, zarar iddiasının dayanağının 19.12.2006 tarihli rapor olduğu ve bu raporda tespit edilen zararın davacıdan tahsil edilip çalışılmaya devam edildiğinin dosya kapsamı ile sabit olduğu, 4857 sayılı yasanın 26. maddesinde haklı fesih nedeninin öğrenilmesinden itibaren 6 iş günü içerisinde iş akdinin feshedilmesi gerektiğinin düzenlendiği, davalının tüzel kişilik olduğu ve seçimden sonra idarenin değişmesi nedeniyle bu sürenin yeniden işleme konulmasının düşünülmesinin hukuk mantığı ve genel hukuk ilkeleri ile bağdaşmadığı, kaldı ki bu değişiklikten sonra dahi davacının savunması alınmadan iş akdinin feshedildiği, birlik başkanının davacının yokluğunda toplantıda sarf ettiği sözler ile fesih gerekçeleri irdelendiğinde 2006 yılında alınan müfettiş raporu ve buna dayanarak açılan dava sonucu beklenmeden, savunması alınmadan genel gerekçelerle iş akdine son verilmesinin haksız fesih olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkide kötüniyet tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirsiz süreli iş sözleşmesinin taraflarca ihbar öneli tanınmak suretiyle ya da ihbar tazminatı ödenerek her zaman feshi mümkün ise de, bu hakkın da her hak gibi Medenî Kanunun 2 nci maddesi uyarınca dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına uygun biçimde kullanılması gerekir. Aksi takdirde fesih hakkının kötüye kullanılmış olduğundan söz edilir.
Fesih hakkını kötüye kullanan işveren, 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesi uyarınca, bildirim sürelerine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemek zorundadır. Bahsi geçen tazminata uygulamada kötüniyet tazminatı denilmektedir.
Kötüniyet tazminatına hak kazanma koşulları ve tazminat miktarının hesaplanması açısından, 4857 sayılı Yasada önemli değişiklikler öngörülmüştür. Yasanın 17 nci maddesinin altıncı fıkrasının açık hükmü gereğince, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.
1475 sayılı Yasada, “işçinin sendikaya üye olması, şikâyete başvurması” gibi sebepler ileri sürülerek iş sözleşmesinin sonlandırılması, kötüniyetin varlığı açısından örnekseme biçiminde sayıldığı halde, 4857 sayılı Yasada genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikâyet etmesi, aleyhine dava açması veya tanıklık yapması nedenlerine bağlı fesihlerin kötüniyete dayandığı kabul edilmelidir.
Tazminat miktarının belirlenmesi de Yasa ile açıklığa kavuşturulmuş, “kötüniyet tazminatının” ihbar önellerine ait ücretin üç katı tutarında olacağı belirtilmiş ve ayrıca ihbar tazminatının da ödeneceği hüküm altına alınmıştır.
Yasanın 17 nci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme kötüniyet tazminatını da kapsamakta olup, bu tazminatın hesabında da işçiye ücreti dışında sağlanmış para veya para ile ölçülebilir menfaatler dikkate alınmalıdır (Yargıtay 9.HD. 12.6.2008 gün 2007/21422 E, 2008/ 15336 K).
Somut olayda, her ne kadar mahkemece kötüniyet tazminatına hükmedilmiş ise de dosyadaki bilgi ve belgeler ve tanık anlatımları dikkate alındığında 4857 sayılı yasanın 17.maddesindeki kötüniyet tazminatı koşullarının somut olayın özellikleri de değerlendirildiğinde gerçekleşmediği, dolayısıyla iş akdinin işveren tarafından kötüniyetle feshedilmediği anlaşıldığından kötüniyet tazminatı talebinin reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy