MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatil ücreti, fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalılardan .... avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, ... Ticaret Merkezi A.Ş'nin güvenlik hizmetlerini üstlenen alt işveren olan ... Sistemleri Tic. Ltd.Şti'nin işçisi olarak ... Ticaret Merkezinde 28/06/2003 tarihinde güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladığını, ... Sistemleri Ltd.Şti 19/01/2009 tarihinde taşeronluğunu yaptığı ... Ticaret Merkezi A.Ş. ile yaptığı sözleşmenin bittiğini, 19/02/2009 tarihi itibariyle iş akdinin feshedileceğinin müvekkiline tebliğ edildiğini, müvekkilinin 09.00-19.00 saatleri arası çalıştığını, aylık ücretinin net 750,00 TL olduğunu, hafta tatili ve genel tatil günleri çalıştığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, genel tatil, hafta tatili ve fazla çalışma ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B)Davalılar cevaplarında özetle:
Davalı ...sa ... ... Ticaret Merkezi A.Ş vekili; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının güvenlik şirketinin elemanı olarak şirketlerine özgü olarak çalışmasına devam ettiğini, 8 hafta ihbar önelinin kullanıldığını, davacının vardiyalı çalıştığını, hafta tatilini kullandığını, yaptığı fazla mesailerin ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Sistemleri Ltd.Şti vekili; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili şirkette 28/06/2003 tarihinde güvenlik elemanı olarak çalışmaya başladığını, ...sa A.Ş ile yapılan güvenlik sözleşmesinin sonlandırılması üzerine 05/12/2008 tarihinde davacıya bir yazı yazılarak iş ilişkisinin 02/02/2009 tarihinde sonlandırılacağının alacaklarının ödenmesi için şirkete başvurmasının bildirildiğini, davacının ihbar süresi içinde iş bulamadığını belirterek 15 gün daha işe devam isteğinin müvekkili şirket tarafından kabul edilerek davacının çalıştırıldığını, davacının talep ettiği yasal alacakların kendisine ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ç)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı ...sa ... ... Ticaret Merkezi A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
D)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı ...sa ... ... Ticaret Merkezi A.Ş.'ye aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Borçlar Kanununun 133/2 maddesi (6098 Sayılı TBK 154) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Borçlar Kanunun 134 üncü maddesi hükmü, "Müruruzaman müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşı da katedilmiş olur" kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. Benzer bir düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun 155 inci maddesinde yer almaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile
ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Somut olayda; davacı tarafça davaya konu alacak kalemlerine ilişkin 14.02.2011 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi verildikten sonra davalı ...sa ... ... Ticaret Merkezi A.Ş vekilince 18.02.2011 havale tarihli dilekçe ile zamanaşımı savunmasında bulunulmuştur. Bu savunmanın süresinde olduğu gözetilmeksizin ve yukarıdaki ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Açıklanan sebepler ile temyiz edilen kararın BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01/11/2013 gününde Oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy