MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
DAVA:Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, dini bayram ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde satış temsilcisi olarak 04.02.2005- 05.07.2010 tarihleri arasında yıllık izin kullanmaksızın, hafta ve genel tatil günleri dâhil sürekli 08.30-24.00 saatleri arasında fazla mesai yapmak suretiyle çalışmakta iken iş sözleşmesinin haksız ve tazminatsız feshedildiğini, son aylık brüt ücreti 4.738,50 TL olan müvekkilinin ayrıca ayda 250 TL yemek, araç ve yol ile cep telefonu tahsis yardımı aldığını, akdin feshinden sonra işçilikten doğan alacaklarının ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, dini bayram tatili ücreti, yıllık izin ücreti, ulusal bayram günleri ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının ve Karşı Davanın Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkiline ait işyerinde görevi gereği kendisine tahsis edilen aracı kullanırken 28.05.2010 tarihinde alkollü olduğunun tespiti üzerine ehliyetine el konulduğu halde bu durumu gizlemesi, durumun araç filo kiralama firmasının 05.07.2010 tarihli yazısı ile öğrenmeleri üzerine, şirket araçlarını kurallara aykırı kullanması, iş güvenliğini tehlikeye düşürmesi, 28.05.2010 tarihinde ehliyetine el konulduğu halde durumu gizleyerek fesih tarihine kadar şirket aracını ehliyetsiz kullanmaya devam etmesi, bu şekilde doğruluk ve güven kurallarına aykırı davranması, görevini araç kullanmaksızın ifa etmesinin mümkün olmaması nedenleriyle 4857 sayılı İş Kanununun 25/II. maddesi kapsamında bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedildiğini, ihbar ve kıdem tazminatı talebinin bu nedenle yerinde olmadığını, yasal iş sürelerinin üzerinde işveren talimatı ile fazla mesai yapmasının söz konusu olmadığını, kabul anlamına gelmemek koşulu ile fazla mesai yapmış olsa bile iş sözleşmesi hükmü gereği fazla mesai ve tatil ücretlerinin de ödenen ücrete dâhil olduğunu, ayrıca primle çalışan davacının prim alabilmek için kotaları doldurmak amacıyla kendi inisiyatifi ile yaptığı çalışmaların fazla çalışma olarak değerlendirilemeyeceğini, bölgesinde bulunan satış noktalarını düzenli kontrol edip üst amirlerine rapor hazırlamak şeklindeki görevinin niteliği gereği çalışma saatlerinin belirli olmadığını ve bu görevi yerine getirirken yanında amiri ve başka birisinin bulunmadığını savunarak davanın reddini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı yasal süresi içinde davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflara arasında iş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği konusunda uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır.
İşçinin eleştiri sınırları içinde kalan söz ve davranışları ise, işverene haklı fesih imkânı vermez (Yargıtay 9. HD. 1.12.2009 gün, 2008/11819 E, 2009/32509 K).
Somut olayda davacının güvenilerek teslim edilen aracı alkollü vaziyette kullanırken yakalandığı, ehliyetine el konulduğu, ehliyetine el konulmasına rağmen işverene haber vermeyerek aracı 5 ay ehliyetsiz kullandığı tartışmasızdır.
Davacının bu eylemi doğruluk ve bağlılığa aykırı bir davranış teşkil edip, işverenin bu gerekçe ile yaptığı fesih haklı mahiyette olup, davacının kıdem ve ihbar tazminatları taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
3- Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışan bu işçiler yönünden prim ödemelerinin fazla çalışmayı karşılayıp karşılamadığı araştırılmalıdır. İşçiye ödenen satış priminin fazla çalışmaların karşılığında ödenmesi gereken ücretleri tam olarak karşılamaması halinde aradaki farkın işçiye ödenmesi gerekir.
Günlük çalışma süresinin on bir saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağı, zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir.
Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanununun 41 inci maddesindeki, fazla çalışma süresinin toplamının bir yılda iki yüz yetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir (Yargıtay 9.HD. 18.11.2008 gün 2007/32717 E, 2008/31210 K.).
Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir.
Somut olayda davacının satış temsilcisi olarak çalıştığı, ücretinin yanında satış primi aldığı hususları tartışmasızdır. Bu nedenle davacıya yapılan prim ödemelerinin fazla çalışma karşılığı olan ücretleri karşılayıp karşılamadığı araştırılmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.