MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... emeklisi olan müvekkilinin davalılar nezdinde ... kömür ocağı işyerinde 01.09.2002 günü ustalık gerektiren bir işe, sadece E tipi ağır vasıta sürücü belgesine sahip sürücüler tarafından kullanılan hafriyat işlerine mahsus kamyonlarda şoför olarak çalışmaya başladığını, çalıştığı dönem boyunca, hem dar ve toprak zemin ve hem de 150'den fazla kamyonun aynı anda seyir halinde olduğu ve zamana karşı yarışa zorlandığı ve bu nedenle kazaya davetiye çıkaran bir yapıda olan hafriyat yolunda kaza yaptığından bahisle 30.10.2003 günü iş akdinin bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedildiğini, müvekkilinin son çıplak ücretinin 500 TL olduğunu, işe gelip gitmelerde işverenin servis temin ettiğini, işyerinde günlük üç öğün yemek verildiğini, çift vardiya olarak çalıştırıldıklarını, her bir vardiya çalışma süresinin (gece vardiyası bile) yemek araları hariç 10,5 saat sürdüğünü, 3 vardiyalık işin iki vardiyaya dağıtıldığını, vardiya değişimlerinde dinlenme hakkı tanınmadığını, hafta ve genel tatillerde çalışmaya ara verilmediğini, işçilere yasal haklarının kullandırılmadığını ve bu çalışmalara karşılık ücretlerin ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla mesai ücretlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
B) Davalıların Cevabının Özeti:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde; dava konusu olayların 4857 sayılı iş kanunu md.2-VI hükmü kapsamına girmediğini, müvekkili kurum ile konsorsiyumu oluşturan şirketler arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin mevcut olduğunu, müvekkili kurum ile ... firması arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisinin mevcut olmadığını, müvekkil kurum ihale makamı olarak ihaleye konu işi anahtar teslimi istisna akdi şeklinde ihale ettiklerini, müvekkil kurumun ihale ile vermiş olduğu işin yürütümünün sözleşmeye uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etme yetkisi ise proje uygulamasına yönelik olup doğrudan işe ve işçilere müdahale anlamına gelmeyeceğini, buna göre açılan davada husumetin işin tamamı ihale yoluyla başka bir firmaya verilmişse meydana gelen iş kazasından dolayı iş sahibinin asıl işveren olarak kabulü ve sorumluluğunun söz konusu olamayacağını, dava konusu olayın 4857 sayılı iş kanununun 2-VI hükmü kapsamına girdiği varsayılsa bile bu fıkra hükmünde belirlenen müteselsil sorumluluk koşullarının oluşmadığını, sözleşme nedeniyle husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... ve Taahhüt Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde işçilik haklarının neler olduğu ve hangi hak için ne kadar miktarda talepte bulunulduğunun açıklanmadığını, diğer davalı TKİ.nin işveren durumunda olmadığını, taahhüt edilen işin anahtar teslimi olduğunu, davacının 01.09.2002 tarihinde belirli süreli hizmet akdiyle çalışmaya başladığını taahhüt edilen işin süresi belirli olan ve bu süre içinde bitirilmesi gereken bir iş olması nedeniyle bu iş için işe alınan personel iş bitim süresi belli olduğu için belirli süreli hizmet akdi ile işe alındığını, işin tamamlanmış olması nedeniyle hizmet sözleşmesinin hiçbir ihbara gerek olmaksızın 05.03.2004 tarihinde sona erdiğini, Davacı işçinin de işin süresini, çalışma koşullarını ve diğer özelliklerini bilerek işe girdiğini, davacı vekilinin dilekçesinde, ifade edildiği üzere vardiya değişimlerinde dinlenme hakkı tanınmadığı, hafta ve genel tatillerde çalışmaya ara verilmediği iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, gerçeği de yansıtmadığını, müvekkil işyerinde her ay tutulan ve ... Linyit İşletme Müdürlüğüne düzenli olarak verilen puantaj kayıtları ve işçiler tarafından her ay düzenli olarak imzalanan bordroların davacı işçinin bu iddiasını desteklemediğini, davacı işçinin hiçbir itirazı kayıt koymadan söz konusu evrakları imzaladığını, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı istemi usule ve yasalara uygun olmadığından ve diğer işçilik hakları da haksız ve yersiz olduğundan davanın reddine hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı ... ve Taahhüt Tic. A.Ş. vekili 2.cevap dilekçesinde; davacı tarafından açılan davanın iş kazası nedeniyle feshe dayalı olduğunun görüldüğünü, daha önce farklı mülahaza ile verilen cevapların sehven bu dosyaya verildiğini, davacı işçinin çalışmaları sırasında birden fazla kazaya sebebiyet verdiğini, kazasından dolayı iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, her ne kadar sehven "istifa" vs yazıldığı söylenmekte ise de gerçekte davacı tarafından da kabul ettiği üzere işe son verilmesinin sebebinin kazadan dolayı olduğunu, davacının kendi kusuru ile sebebiyet verdiği kazada müvekkilin aracında yasal sınırın üzerinde zarar meydana geldiğini ve bu hususun tespit altına alındığını, iş müfettişi tarafından tutanak ve raporları kabul etmediklerini, 04.11.2003 tarihinde işe başlayan ve kaza tarihi olan 05.03.2004 tarihinde işine son verilen davacının 1 yıllık çalışma süresini doldurmadığından kıdem tazminatı hakkının olmadığını, fazla mesai yapmadığını, yıllık izin kullanmaya hak kazanmadığını, davacının iş akdinin kendi kusuru ile meydana gelen kazada, müvekkilinin aracının hasar görmesi ve zararın yasal sınırların üstünde olması sebebiyle feshedildiğinden tazminat taleplerinin yerinde olmadığını, sözleşmenin feshinin haklı nedenle olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı yasal süresi içinde taraflar temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Davalı temyizi yönünden yapılan incelemede;
A- 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesine göre iş mahkemesinden verilen kararlar tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren 8 gün içinde temyiz olunabilir. Bu süre içinde temyiz dilekçesinin hâkime havale edildikten sonra temyiz defterine kaydının yaptırılması ve harcının yatırılması gerekir. 6100 Sayılı HMK geçici 3. Madde 1. Fıkrasına göre; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete ’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 2. Fıkrasına göre; Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.nun 427/2 maddesi uyarınca temyiz edilemez.
Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkâr) tazminatı, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir.
İhtiyari dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik belirlenir.
Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısmi davada kesinlik sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, “ 5521 sayılı yasada açık düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği HUMK.nun 427 maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği” açıkça belirtilmiştir.
Temyize konu edilen miktar hüküm tarihi itibarıyla 1.540 TL'lik kesinlik sınırı içinde bulunduğundan davalının temyiz isteminin reddine ilişkin mahkemece verilen karar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2, 432/4. maddelerine uygun olduğundan davalı vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin karara yönelik temyiz isteminin reddine,
2- Davacı temyizi yönünden yapılan incelemede;
a- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
b- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına
yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı vekili müvekkili işçinin aylık net 500 TL ücret karşılığı çalıştığını iddia etmiştir. Davalı vekili ise davacının ücretinin asgari ücret olduğunu savunmuştur. Davacı tanıkları davacının net 500 TL ücret adını doğrulamışlar, davalı tanıkları ise davacının asgari ücret aldığını beyan etmişlerdir. Dosyaya sunulan bordro icmallerinden bu belgenin davacı işçi tarafından ihtirazı kayıtsız imzalandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, bilhassa davacı tanıklarının beyanları dikkate alındığında davacının ücretinin davalı tarafından savunulan miktarda olmadığı, ayrıca davalı tarafından dosya sunulan bordro icmallerinde işyerinde çalışan tüm işçilerin ücretlerinin asgari ücret seviyesinde bildirildiği anlaşılmaktadır. İşyerinde farklı statüye ve kıdeme sahip işçilerin tamamının ücretlerinin asgari ücret seviyesine gösterilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
Bu nedenle, mahkemece yukarıdaki ilkeler doğrultusunda davacı işçinin kıdemi, meslek unvanı, meslek kıdemi işçinin fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında davacının alabileceği ücretin belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 08.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy