MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, fazla mesai ücreti, ücret alacağı, ikramiye alacağı ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A)Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, 10/05/2004 tarihinden itibaren davalı şirkette " kalıp proje teknikeri" olarak çalıştığını, ekonomik kriz nedeniyle ücretlerinin ödenmemesi üzerine 20/10/2009 tarihinde şirket müdürü ile yapılan şifahi görüşme sonucu iş akdini haklı olarak feshettiğini, son ücretinin aylık 1.695.00 TL ( net ) olduğunu, bu ücretin 945.00 TL 'sinin resmi olarak gösterilip, bakiyesinin elden ödendiğini, Şubat /2009 dan 500.00 TL, Mart /2009 aylarından ise 750.00 şer TL bakiye ücret alacağının bulunduğunu, Haziran -Temmuz-Ağustos ve Eylül / 2009 ücretlerini ise tamamının ödenmediğini, mesai saatlerinin 08.30-18.00 arasında olduğunu, cumartesi günleri 13.00'e kadar çalıştığını, fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, dini bayramlarda verilen ve ilk yıl ödenen yarımşar maaş tutarlarındaki bayram ikramiyelerinin verilmediğini, son iki yıl ücretli izin alacağının bulunduğunu, işçilik alacaklarının ödenmesi için ihtarname göndermiş olmasına rağmen sonuç alamadığını belirterek 3.000.00 TL ücret alacağı, 200.00 TL fazla çalışma ücretini, 200.00 TL ikramiye alacağı, 200.00 TL yıllık izin ücreti alacağı, 400.00 TL kıdem tazminatı alacağı olmak üzere, kıdem tazminatı için fesih , diğer alacaklar için temerrüt tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı tarafa duruşma gününü ve dava dilekçesini bildirir davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen, davalı taraf davaya karşı her hangi bir yazılı cevap vermemiş, duruşmalara da katılmamıştır.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, 6.530.00 TL tutarındaki ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle davacının haklı nedenle iş akdini feshettiği, bu bağlamda davacının kıdem tazminatına hak kazandığı; ispat yükü kendisinde olan davacı tarafça ikramiye alacağının bulunduğunun ispat edilmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı vekili yasal süresi içinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı 1695 TL Net ücretle çalıştığını iddia etmiştir. Davacı tanıkları bu iddiayı doğrulamışlardır. Ancak mahkemece gerekçesi açıklanmadan kayıtlara itibar edilmiştir. Davacının iddiasına işveren cevap vermediği gibi karşı delil de sunmamıştır.
Mahkemece taraflar arasındaki ücret ihtilaflı olduğunda yapılacak iş, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda ücret araştırması yaptırmak, tanık beyanları ve diğer deliller ile birlikte değerlendirme yaparak ücreti belirlemektir. Eksik araştırma ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
2- Hükme dayanak bilirkişi raporunda, “Net” olarak tespit edilen alacak miktarlarının mahkemece hüküm fıkrasında “ Brüt” olduğu belirtilerek hüküm kurulması, hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy