MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
DAVA:Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ücreti alacağı, resmi tatil ücreti alacağı ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davalı işyerinde usta mobilya imalatçısı görevi ile çalışmakta olan davacının iş aktinin davalıca 1.3.2005 tarihinde haksız ve yersiz feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı davaya cevap vermemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı iş yerinde 01.02.1988-01.09.2002 ve 25.03.2003-20.11.2004 tarihleri arasında 6 yıl 2 ay 25 gün süre ile hizmet akdi ile çalıştığı, davacının iş akdinin davalı iş veren tarafından haklı bir nedenle fesih ettiğine ilişkin dosyaya belge ve delil ibraz edilmediği, feshin haklı bir fesih olduğunun davalı tarafça kanıtlanması gerektiği ancak davalı tarafça feshin haklılığı ispatlanamadığı ve davacının bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtilen işçilik alacaklarına hak kazandığı, her ne kadar davacı tarafça ücret alacağı talep edilmiş ise de bu hususta alacağının bulunmadığı gerekçesi ile ücret alacağı dışındaki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, ... 2. İş Mahkemesi'nin 2005/1198 Esas sayılı kesinleşmiş hizmet tespiti kararına konu dönemler için bu kararda belirtilen ücretlerin esas alınması gerektiği, hizmet tespit davasına konu olmayan dönemler açısından ise, davacı şahitlerinin davacının ücreti konusunda beyanda bulunmamaları nedeni ile ücret meblağının tespiti için yukardaki ilkeler doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlara Mahkemece yazılacak müzekkereler ile emsal ücret araştırması yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
3- Fazla mesai ücreti ve genel tatil ücretleri açısından ise, hesaplamada ... 2. İş Mahkemesi'nin 2005/1198 Esas sayılı kesinleşmiş hizmet tespiti kararına konu dönemler için ise bu kararda belirtilen ücretlerin esas alınması gerektiği, hizmet tespit davasına konu olmayan dönemler açısından ise, emsal ücret araştırması sonucuna göre ve zaruret hasıl olursa ücreti tespit edilen dönemin ücretinin asgari ücrete oranlanarak bulunacak katsayının ücreti tespit edilemeyen dönemlere uygulanması yoluna gidileceği gözetilmeksizin, karara konu tüm dönemlerin alacaklarının asgari ücrete oranla bulunan katsayıdan hareketle hesaplanması hatalıdır.
4- Fazla mesai ücreti alacağının hesaplanmasında, davacı vekilinin 22/6/2007 tarihli celsede, fazla mesai ücretlerinin günlük mesai ücreti üzerinden ödendiği, % 50 zamlı kısmının ilave edilerek ödenmediği yönünde beyanı bulunduğu, buna göre fazla mesai ücretlerinin sadece % 50 zamlı kısmının hesaplanarak hüküm altına alınması gözetilmeksizin yazılı şekilde % 150 oranında yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulması hatalıdır.
5- Davacı tarafın ıslah dilekçesinde davalının doğru ünvanının "... San. Ve Tic. Ltd. Şti." olduğunu belirttiği, kararı temyiz eden davalı vekilinin vekaletnamesinin de bu şirket adına verildiği gözetilmeksizin, davalının ünvanının karar başlığında " ...Ve Ofis Mobilyaları San. Tic Ltd. Şti." olarak yazılması hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.