(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 25, 32)
Dava: Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, istemi kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: A- Davacı İsteminin Özeti: Davacı - karşı davalı, davalı işyerinde 12.03.1993 - 24.04.2000 yılları arasında İzmir Bölge Müdürü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ile izin, ücret, ikramiye, vergi iadesi ve sigorta primi iadesi alacaklarını istemiştir.
B- Davalı Cevabının Özeti: Davalı - karşı davacı, davacının gerçeğe aykırı fatura düzenlemesi, şirket ödemelerini kendi çek karnesi ile vadeli olarak yaparak kasadan nakit alması şeklindeki doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları nedeniyle haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini, davalı - karşı davacının iş sözleşmesinde 1 yıl süreyle işveren ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip bir firmada çalışmamak suretiyle haksız rekabette bulunmayacağını taahhüt ettiği halde buna uymaması nedeniyle yine sözleşmede düzenlenen cezai şart alacağını istemiştir.
C-Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı- karşı davacının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu, davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, izin, ücret ve ikramiye alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı - karşı davacının haksız rekabet nedeniyle talep ettiği cezai şart alacağının reddine karar verilmiştir.
D- Temyiz: Kararı davalı - karşı davacı temyiz etmiştir.
E- Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektici sebeplere göre, davalı - karşı davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkanının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkanı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkanı tanımaktadır. İşçinin eleştiri sınırları içinde kalan söz ve davranışları ise, işveren haklı fesih imkanı vermez (Yargıtay 9. HD. 01.12.2009 gün, 2008/11819 E, 2009/32509 K).
Somut olayda davacı işçi davalı işveren bünyesinde İzmir bölge müdürü olarak çalışmıştır. Davacının bölge müdürlüğü yaparken şirket kasasından alacaklılara ödenmek üzere nakit çıkışı yaparak nakdi şahsi hesabına aktardığı, şirket ödemelerini ise şahsi kredi kartı veya şahsi çeki ile ödediği, hesabına aktardığı paralardan menfaat sağladığı dosya içindeki bilgi ve belgeler ile üç kişilik kusur bilirkişisi raporu ile sabittir. Davacının iş sözleşmesi işveren tarafından haklı nedenle feshedilmiştir. Mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
3- Dava, davalının imzaladığı rekabet yasağı taahhüdü ile işten ayrıldığı tarihten itibaren iki yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt etmesine karşın; akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalıştığı ve rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayanmaktadır. Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmesi bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır.
Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlaması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348. maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/ 1- 3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığından duraksama bulunmamaktadır. (HGK.nun 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E. 2013/292 K.)
Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde ticaret mahkemeleridir. Mahkemece, mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi ticaret mahkemesine ait olduğundan mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, davalı - karşı davacı yararına takdir edilen 990.00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy