MAHKEMESİ : ANKARA 9. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/01/2012
NUMARASI : 2010/138-2012/3
DAVA :Davacı, rücuen alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, 10.06.2005 tarihinde meydana gelen iş kazası neticesinde işçisi A.. E..'e tazminat ödediğini, bu olayda davalılardan T.. T.. ile onun işçisi olan müteveffa H.. K..'nun da kusuru bulunduğunu ileri sürerek onların payına düşen ve ödemek zorunda kaldığı miktarı tarafına ödenmesini istemiştir.
Davalı T.. T.., davanın hukuka aykırı olduğunu Yargıtay içtihatlarına göre her bir davalının kusurları oranında sorumlu olacağını, Ankara 5.İş Mahkemesi'nin kararında belirtilen kusur oranlarına göre borcun dava açılmadan önce ödendiğini her hangi bir borcun kalmadığını diğer davalıların ödemesi gereken miktardan davalı şirketin sorumlu tutulamayacağını, davanın reddini talep etmiştir.
Davalılar A.. ve E.. K.., davalının uğradığı zararın meydana gelmesinde murisleri olan Halis Kocaoğlu'nun bir kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının talepleri kısmen hüküm altına alınmıştır.
Kararı süresi içinde taraflar temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2 nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekâlet sözleşmesinde ise vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Vekil bağımsız olarak iş görür, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle vekâlet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir.
Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir.
Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür.
Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. Türk Ticaret Kanununun 319 uncu maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda 10.06.2005 tarihinde T.. T.. ait olan Mamak-İmrahor enerji nakil hattına takılan çadırı indirmek için T.. T..'ın işçisi H.. K.. ile B..'ın işçisi A.. E..'in B..'a ait vinç ile yukarı çıkmaları ve T.. T.. tarafından Mamak-İmrahor yerine Akköprü-Mamak hattındaki enerjinin kesilmesi üzerine hattaki elektriğe kapılmaları üzerine H.. K.. ve A.. E.. iş kazası geçirmiştir. A.. E.. tarafından işvereni olan Bedaş ile olayda kusuru bulunan T.. T..'a iş kazası nedeniyle uğradığı zararın giderilmesi için Ankara 5. İş Mahkemesinde tazminat davası açılmıştır. Bu mahkemece verilen karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Davacı B.. bu kesinleşen karara göre A.. E..'in uğradığı zararın T.. T.. ile onun işçisi olan müteveffa H.. K..'nun da kusuru bulunduğunu belirterek rücuan tazminat talebinde bulunmuştur. Davacı B.. ile T.. T.. arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Yine rücuan tazminat davasına konu olan işçi A.. E.. ile davalı T.. T.. arasında işçi işveren ilişkisi bulunmamaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevine giren bir durum bulunmadığından davanın genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekirken davanın esasına girilmesi hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10/09/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy