MAHKEMESİ : İZMİR 1. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/07/2012
NUMARASI : 2010/471-2012/503
DAVA :Taraflar arasındaki, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, izin ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil ücreti ile ücret alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı avukatının duruşma talep etmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 16.09.2014 Salı günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı işçi davalıya ait inşaat işyerinde 20/04/2004 – 30/11/2009 tarihleri arasında, kalfa olarak yıllık izin kullanmaksızın, dini hayranı günlerinin iki günü dışında kalan genel tatil günleri ile her yılın Mayıs ayı başı ile Kasım ayı başı arasındaki dönemde ayda 2 hafta tatili günleri dahil sürekli yasal iş sürelerinin üzerinde fazla mesai yapmak suretiyle çalışmakta iken son 16 aylık ücretlerinin ekonomik nedenlerle ödenmediğini, ödenmeyen ücretlerini talep etmesi üzerine iş akdinin davalı tarafından haksız ve tazminatsız feshedildiğini, son dönemdeki aylık brüt haftalık ücreti 975,00 TL olan müvekkiline akdin feshinden sonra da ihbar ve kıdem tazminatı, 16 aylık ücret, izin ücreti, hafta ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmediğini iddia ederek toplam 3.500,00 TL alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 11.05.2011 tarihli ıslah dilekçesiyle istemini 93.762,22 TL artırmıştır.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 15.09.2004 tarihinde faaliyete başladığını ve davacının da vasıfsız inşaat işçisi olarak 23.03.2005 tarihinde işe girdiğini, değişik inşaat işyerlerinde asgari ücretle zaman-zaman çalıştığını, 30.11.2009 tarihinde kendi isteğiyle işten ayrıldığını, iş sözleşmesi davacının kendisi tarafından feshedildiği halde iyiniyetli olan müvekkilinin davacının tüm hakları ile ayrıca bir kısım kredi borçlarını ödediğini, müvekkilinin davacı tarafından ibra edildiğini, fazla çalışma yapmadığını ve hafta tatili ile bayram ve genel tatillerde çalışmadığını, davacının ING Bank'tan kullandığı taşıt, konut ve ihtiyaç kredileri, aracının kasko ve mali mesuliyet sigorta bedellerinin tamamını maaş alacağı ve ileride alacağı maaş avanslarına karşılık ödendiğini, iş kurabilmek için müvekkilinden borç aldığını, borcunu ödemediğini, 16 aylık maaş, ihbar ve kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta ve genel tatil ile izin ücreti alacağı olduğu yönündeki iddialarının asılsız olduğunu belirterek, davanın reddi gereğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacının 23.03.2005- 30.11.2009 tarihleri arasında 4 yıl, 8 ay,7 gün (1707 gün) çalıştığı, alacaklarını talep etmesi üzerine işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedildiği, ibranamede yer almayan ihbar ve kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği diğer talepler bakımından ibranameye değer verildiği gerekçesiyle tazminat isteklerinin kabulüne diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı yasal süresi içinde taraflar temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlendiği halde, halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasa’nın 132. maddesine göre “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir”.
İbranameyle ilgili olarak daha önemli bir düzenleme 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde yer almıştır. Hükme göre “İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır”.
6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde iş sözleşmesinin sona ermesinden bir ay içinde yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmeleri(ivazlı ibra) ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli sayılmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesinde feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesinde işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi de ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldırabilecektir. Sözü edilen yasal düzenleme sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Başka bir anlatımla 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmediği dönem için ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Feshi izleyen bir aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir.
İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, İş Hukukunda “işçi yararına yorum” ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir.
İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir.
Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmelerinin geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulaması bu yöndedir(Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/ 41165 E, 2010/ 29240 K.).
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez(Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/ 37441 E, 2010/31943 K).
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir(Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/ 27121 E, 2010/30468 K). Ancak işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir(Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/ 37372 E, 2010/ 31566 K).
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir(Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/ 40992 E, 2010/ 39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz(Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/ 33748 E, 2010/ 20389 K.).
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/ 23861 E, 2008/ 17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır(Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/ 396 E, 2009/ 441 K).
İşçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir(Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/ 40032 E, 2010/ 31666 K).
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından borcun sona erdiğinden söz edilemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir(Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/ 33597 E, 2010/ 20380 K). Başka bir anlatımla ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir( Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/ 9-586 E, 2010/ 31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/ 33764 E, 2010/ 23201 K.). Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 75. maddesi uyarınca hakim, şüpheli ve çelişkili gördüğü iddia ve sebepler hakkında açıklama isteyebilir. Davanın her aşamasında gerekli delillerin ibrazını talep edebilir(Yargıtay 9.HD. 14.10.2010 gün 2008/37132 E, 2010/ 29075 K).
Somut olay yönünden, davaya konu tazminat alacak isteklerinin bazıları ibranamede miktar belirtilmek suretiyle yer almış, bazıları miktar belirtilemeden sayılmış, ihbar ve kıdem tazminatı ise hiç yer almamıştır. Bu itibarla mahkemenin ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin kabulüne bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Miktar yazılı olan izin ve ücret yönünden ise ibranamede yer alan ödemenin makbuz olarak değerlendirilmesi gerekir. İbranamede yer alan tutarın işçi alacağının kalan miktarı olduğu ve bu durumda borcun sona erdiğinin kabulü hatalıdır. Öte yandan ibranamede “diğer alacak” açıklamasıyla 4.665TL ödeme yer almakta olup, taraflardan yapılan ödemenin mahiyeti sorulmalı ve sözü edilen ödemenin davaya konu işçilik alacaklarını ilgilendirip ilgilendirmediği üzerinde durularak sonucuna göre mahsup edilip edilmeyeceği yönünde bir karar verilmelidir.
Fazla çalışma, hafta tatili çalışması ile bayram ve genel tatil çalışmalarıyla ilgili isteklerin ibraname sebebiyle reddi isabetli değildir. İbra varlığı tartışmasız olan bir alacakla ilgili olup, davalı işveren vekili cevap dilekçesinde açıkça fazla çalışma yapılmadığını, hafta tatilleriyle bayram ve genel tatillerde çalışmadığını ifade etmiştir. Savunma ile çelişen ibranameye değer verilerek sözü edilen isteklerin reddi hatalıdır. Mahkemece dosya içinde yer alan bilirkişi raporları bu yönde bir değerlendirmeye tabi tutularak isteklerle ilgili bir karar verilmelidir.
3- Davacı işçi son 16 aylık ücretinin ödenmediğini ileri sürmüş, davalı işveren işçinin bazı kredi borçlarının ödendiğini belirterek ödeme itirazında bulunmuştur. Aynı zamanda ibranameye dayanılmıştır. İbranamede sözü edilen ödemeyle ilgili miktar yer almakta olup, yukarıda yapılan açıklamalara göre ücret alacağı bakımından ibraname makbuz olarak değerlendirilmelidir. Ancak işçinin 16 ay ücret almadan çalışması hayatın olağan akışına aykırı olup, davalı vekili delil listesinde yemin delilin dayanmış olmakla yemin teklif etme hakkı hatırlatılmalı ve bu yönde usulü işlemler tamamlanarak bir karar verilmelidir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.