(818 S. K. m. 158, 159, 160, 161, 325) (6098 S. K. m. 420) (4857 S. K. m. 21)
Dava: Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ile %40 icra inkar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, istemi kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, taraflar arasında 1.9.2010 tarihinde tam zamanlı akademik personel belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını, akabinde davalının 7.2.2011 tarihinde dilekçeyle işyerinden istifa ettiğini, sözleşme süresi henüz dolmadan yapılan bu istifa ile bir eğitim kurumu olan müvekkili ve okulda okuyan öğrencilerin sıkıntı yaşadığını, icra takibine konu tazminat alacağının sözleşme dayanak gösterilerek hesaplandığını, bu hususun davalıya noter ihtarnamesiyle tebliğ edildiğini, ihtarnameyle tebliğ edilen meblağı ödemeyen davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini, tarafların özgür iradeleriyle sözleşmeyi akdettiklerini, davacının beklentilerini önemsemeyen ve daha iyi şartlarda olduğuna inandığı bir iş bulur bulmaz iş ahlakına aykırı davranarak istifa eden davalının haksız ve kötü niyetli olduğunu iddia ederek itirazın iptaliyle takibin devamına, davalı aleyhine %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalı vekili, muhataplarının tüzel kişiliği olan İ... Eğitim ve Sağlık Vakfı olduğunu, aktif husumet yokluğu sebebiyle takibin bu sebeple de geçersiz olduğunu, davalının 7.2.2011 tarihli dilekçesiyle işten ayrılacağını önceden okul yönetimine bildirip iş akdini feshettiğini, ayrıca yapılan iş akdinin işçi aleyhine hükümler içerdiğini, bu sebeple aslan paylı sözleşme mahiyetinde olduğundan anayasa ve yasalarla korunan işçi haklarına aykırı hükümler içerdiğinden takibin zaten geçersiz bir sözleşmeye dayandığını, davalının iş akdini haklı sebeple feshettiğini, zira daha iyi şartlarla çalışabileceği, devlet garantisi olan, aynı zamanda süreklilik arz eden ve ailesinin bulunduğu şehirde sınavları kazanarak bir iş bulduğunu ve neticede bu işten ayrılarak Erciyes Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak işbaşı yaptığını, davacının ortalama aklı başında bir insandan beklenebilecek tarzda hareket ettiğini, geleceğinin teminat altına alınması için bu şekilde davrandığını, hiç kimsenin başka türlü davranmasını beklememesi gerektiğini, takip konusu alacağın likit olmadığını, icra inkar tazminatı talebinin yersiz olduğunu, talep edilen cezai şartın da yersiz ve fahiş olduğunu, haklı bir sebeple akdin yerine getirilemediğini, cezai şartın bu sebeple geçersiz olduğunu, ayrıca fahiş olduğunu, mahkemece haklı nedenin varlığı kabul edilmiyorsa cezai şartın indirilmesi gerektiğini, ayrıca takibin yetkisiz yargı yerinde açıldığını, yetkili icra dairesinin Kayseri icra daire ve mahkemeleri olduğunu, dosyanın yetkisizlik kararı verilip Kayseri Mahkemelerine gönderilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine, haksız takip sebebiyle %40'tan aşağı olmamak üzere haksız takip tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 23.2.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre ihlal tazminatı olarak hesaplanan 11.000,00 TL yönünden davanın kabulü ile, bu miktar üzerinden Ürgüp icra müdürlüğünün 2011/211 esas sayılı takip dosyasının itirazın iptaliyle takibin devamına, Davacının Ürgüp İcra Müdürlüğünün 2011/211 esas sayılı takip dosyasıyla yürütülen 771.00 TL İhbar tazminatına dair itirazının reddine, şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminatına dair %40 icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Karar başlığında davaya İş Mahkemesi sıfatıyla bakıldığının yazılmaması ve dava dilekçesinde davacı olarak belirtilen vakfın adı yerine tüzel kişiliği olmayan okul adının yazılması mahallinde düzeltilebilecek maddi hatadır.
2- İş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı ve indirim hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Cezai şart öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlanmıştır (Tunçomağ, Kenan: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963).
Cezai şart Borçlar Kanunun 158-161. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş hukuku açısından Borçlar Kanunun sözü edilen hükümlerini uygulamakla birlikte, Dairemizce bazı yönlerden İş hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş hukukunda "İşçi Yararına Yorum İlkesi"nin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Hizmet sözleşmeleri açısından cezai şartla ilgili olarak 818 Sayılı Yasada açık bir hüküm bulunmaz iken, Dairemizin uygulamasına paralel olarak; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 420. maddesi "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir." hükmünü getirmiştir. Bu itibarla hizmet sözleşmelerine işçi aleyhine konulan cezai şartlar geçersiz, işçi lehine konulan cezai şartlar ise geçerli kabul edilmelidir.
Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz.
İşçiye verilen eğitim karşılığı belli bir süre çalışması koşuluna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şart tek taraflı olarak değerlendirilemez. İşçiye verilen eğitim bedeli kadar cezai şartın karşılığı bulunmakla eğitim karşılığı cezai şart hükmü belirtilen ölçüler içinde geçerlidir.
Gerek belirli gerekse belirsiz iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir. Ancak, sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın geçerli olabilmesi için, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirti süreli olması zorunludur. Asgari süreli iş sözleşmelerine de aynı şekilde hükümler konulması mümkündür.
4857 Sayılı İş Kanununun 21. maddesinde, kesinleşen işe iade kararı üzerine işçinin başvurusuna rağmen bir ay içinde işe başlatılmaması durumunda, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödeneceği öngörülmüştür. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sözü edilen düzenlemenin mutlak emredici olduğu ve sözleşmelerle hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla iş güvencesine tabi işçiler yönünden toplu iş sözleşmesinin iş güvencesi sağlayan hükümlerinin, Kanunun bu düzenlemesi karşılığında bir değeri kalmamıştır.
Borçlar Kanununun 161. maddesine göre, taraflar cezanın miktarını seçmekte serbesttirler. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür. Böyle bir cezai şart hükmü, Borçlar Kanunun 325. maddesine göre talep konusu yapılabilecek olan sözleşmenin kalan süresine ait ücret isteğinden farklıdır. Bu durum, konuya dair yasal düzenlemenin tekrarı mahiyetinde de değildir. Gerçekten tarafların iradesi özel biçimde cezai şart düzenlemesi yönünde ortaya çıkmış olmakla, iradeye değer verilmeli ve cezai şart hükümlerine göre çözüme gidilmelidir. İşçinin bakiye süre ücreti ölçüt alınarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan başka, sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin de Borçlar Kanununun 325. maddesine göre talep edilip edilemeyeceği sorununa değinmek gerekir ki, koşulların varlığı halinde sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin ayrıca talep edilebileceği kabul edilmelidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 158/11 maddesine göre, borcun belli zaman ve yerde ifa edilmemesi hali için cezai şart kararlaştırılmışsa, alacaklı hem ifa hem de cezai şartı talep edebilecektir.
818 Sayılı Borçlar Kanunun 161/ son maddesinde ise, fahiş cezai şartın hakim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. İş hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek, işçinin iktisadi açıdan mahvına neden olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir.
3- İcra takibine ve davaya dayanak yapılan taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinin 2. paragrafının 2. cümlesindeki cezai şart işçi aleyhine tek taraflı olup, hükümsüz olduğundan davanın reddi yerine kabulü hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunun kararın yukarda açıklanan sebeple BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 01.10.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy