MAHKEMESİ : MERSİN 2. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/10/2011
NUMARASI : 2006/281-2011/809
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, işgüvencesi tazminatı, haksız fesih tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatil ücreti, yıllık izin ücreti, bayram tatil ücreti, ücret alacağı, ikramiye alacağı, TİS'den kaynaklanan diğer işçilik alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesiyle müvekkilinin davalı belediyede 04.05.1987 tarihinden beri çalışmakta iken 10.10.2006 tarihinde davalı işverence iş akdinin haksız ve kötü niyetli olarak feshedildiğini, müvekkilinin G. Sendikası üyesi olup D. İş Sendikası ile M.. B.. arasındaki 01.03.2006-28.02.2008 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesine taraf olduğunu, davalının fesih hakkını kötüye kullandığını, müvekkilinin ücret ve ikramiye alacakları olduğunu ancak davalının işçilere içeride olan alacaklarını ödemediğini hatta bina içerisindeki panoya dahi alacakların talep edilmemesi duyurusunda bulunduğunu, ancak müvekkilinin buna rağmen yasal haklarını kullanarak ikramiyelerini ve ücret alacaklarını talep edince encümence alınan tenkisat kararı gerekçe gösterilerek işine son verildiğini, davalı belediyece tenkisat kararının uygulanmasının keyfi, samimiyetsiz ve kötü niyetli bir davranış olduğunu, zira toplu iş sözleşmesinin 19/11. Maddesi gereğince tenkisat kararı gereğince işten çıkarmalarda en son giren ilk çıkar kuralının uygulanma zorunluluğu olduğunu, oysa müvekkilinin 19 yıldan beri çalışmasına rağmen kendisinden çok sonra işe girenler çıkarılmamışken müvekkilinin iş akdine son verildiğini, bu nedenle davalıdan kötü niyet tazminatı talep ettiklerini, TİS'in 19/II-5. maddesi gereğince davalıdan iş güvencesi tazminatı talep ettiklerini, TİS'in 19. maddesi gereğince davalıdan haksız fesih tazminatı istediklerini, müvekkilinin davalı belediyede ikramiye ve işçilik alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin aylık net 1.233,67 YTL ücretle çalışmakta olduğunu, çalışma süresi boyunca neredeyse her gün fazla çalışma yaptığını, görevi nedeniyle çoğu zaman hafta sonları ve bayramlarda da çalışmak zorunda kaldığını, kendisine fazla çalışma, hafta tatili ve bayram tatili ücretlerinin de ödenmediğini, müvekkiline son 3 yılda yıllık izinlerinin verilmediği gibi ücretlerinin de ödenmediğini, iddia ederek kanundan ve TİS'ten doğan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, iş güvencesi tazminatı, haksız fesih tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, bayram tatili ücreti, ücret alacağı, ikramiye ve TİS’ten kaynaklanan diğer işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini, kıdem tazminatı için iş akdinin feshi tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizine, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklara temerrüt tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizine hükmedilmesine, diğer alacaklar için dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin de davalıya yüklenmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili belediyenin büyük ölçüde ekonomik sıkıntıda olan bir belediye olduğunu, bu sıkıntının en büyük sebeplerinden birisinin de belediyenin elinde bulunan işçi fazlalığı olduğunu, daha önceki dönemlerdeki belediye başkanlarının politik nedenlerle belediyenin ihtiyacı olup olmadığını göz önüne almadan işçi aldığını, belediyenin şu anda da olması gereken kadronun çok üstünde işçisi olduğunu ve bundan sonra da işten çıkarmalar ve emekliye ayırmaların usulüne uygun bir şekilde devam edeceğini, işten çıkarma işleminde politik nedenlerin kesinlikle dikkate alınmadığını, personelin devam durumu, yaptığı iş ve iş disiplini ile belediyeye yararlı olup olmadığı kriterlerinin göz önüne alınarak değerlendirme yapıldığını, bu nedenle davacının istediği kötü niyet tazminatı, haksız fesih tazminatı ve iş güvencesi tazminatlarının yersiz olduğunu ve reddi gerektiğini, ayrıca iş akdinin feshi nedeniyle davacının ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş olduğundan böyle bir alacağının da bulunmadığını, diğer yandan davacının fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin ücreti, bayram tatili, ücret, ikramiye ve TİS’ten kaynaklanan diğer işçilik hakları alacağına ilişkin talebinin de yersiz olduğunu ve reddi gerektiğini zira davacının böyle bir alacağı olmayıp zamanında kendisine ödendiğini, 24 saat çalışmamakta, nadiren bir gereksinim olursa evinden çağrıldığını, şehir dışına çıkışlarında ise ücretinin hasta yakınları tarafından ödendiğini, savunarak açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar süresinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, işveren tarafından yapılan kısmi ödemenin işçinin hangi alacağına mahsup edileceği noktasında toplanmaktadır.
I. Normatif Dayanak
Uyuşmazlığın normatif dayanağı Borçlar Kanununun 84–86 maddeleridir. Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinde “Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir. Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir” kuralına yer verilmiş; 85 inci maddesinde “birden fazla borcu bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etmek hakkını haizdir. Borçlu beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi tarafından derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda irae ettiği borca mahsup edilmiş olur” hükmü öngörülmüş, 86 ncı maddede ise “kanunen muteber bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda bir güna mahsup gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Müteaddit borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise tediye, vadesi iptida hulül etmiş olan borca mahsup edilir. Müteaddit borçların vadeleri aynı zamanda hulül etmiş ise mahsup mütenasiben vaki olur. Hiç bir borcun vadesi hulül etmemiş ise alacaklı için en az teminatı haiz olan borca mahsup edilir” kuralı düzenlenmiştir.
II. Genel Hükümler Yönünden Değerlendirme
Borçlar Kanununun yukarıda belirtilen hükümleri öncelikle muacceliyet ve temerrüt kavramlarının açıklanmasını gerektirmektedir.
Muacceliyet, alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz.
Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir. Kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer (BK. m. 101/1). Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir. Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa gününün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı (BK. m.101/2), borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği (BK. m.107/1) durumlarda, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur.
Tek bir borç ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda, borçlu para borcunun faiz ve masraflarını ödemede temerrüde düşmemişse yaptığı kısmi ödemeyi anapara borcuna mahsup etme hakkına sahiptir. Ancak, para borcunun bir kısmı için kefalet, rehin veya benzeri bir teminat verilmişse, yapılan kısmi ödemenin teminatlı olan borca mahsubu istenemez. Bu durumda, kısmi ödemenin teminatsız olan ya da teminatı daha az olan borca mahsubu gerekir. Borçlu, faiz ve masrafları ödemede temerrüde düşmüşse yaptığı kısmi ödeme öncelikle gecikmiş faiz ve masraf borçlarına mahsup edilecektir. Hukuk Genel Kurulunun 27.9.2000 tarih ve 2000/12-1148 esas, 2000/1193 karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, Borçlar Kanununun 84 üncü maddesi gereğince, ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Gecikme ve alacaklının iradesini açıklaması halinde, ödenen kısmın öncelikle faizden düşülmesi gerekir. İcra takibi, ödemeye ihtirazi kayıt konulması irade açıklamasıdır.
Birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödeme, ifa zamanında beyan ettiği borca mahsup edilir. Borçlu, ödeme sırasında, yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu beyan etmemiş veya alacaklının makbuzda belirttiği borca derhal itirazda bulunmamışsa makbuzda belirtilen borca mahsup edilmelidir.
Birden fazla para borcunun bulunduğu bir borç ilişkisinde, borçlunun, yapılan kısmi ödemenin hangi borç için mahsup edildiğini belirtmemesi, alacaklının da ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu makbuzda göstermemesi durumunda, kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği sorunu Borçlar Kanununun 86 ncı maddesine göre çözümlenmelidir. Bu gibi durumlarda, kısmi ödeme öncelikle muaccel olan borç için yapılmış sayılır. Ödeme zamanında birden fazla borç muaccel hale gelmişse, ödeme ilk takibe konulan borca mahsup edilir. Muaccel olan borçlardan hiçbiri takibe verilmemişse kısmi ödeme ifa zamanı önce gelen borca mahsup edilmiş sayılır. Borçların ifa zamanları (vadeleri) aynı günde gelmişse yapılan kısmi ödeme borçların miktarlarıyla orantılı olarak mahsup edilir. Borçlardan hiçbirinin ifa zamanı gelmemişse, kısmi ödeme alacaklı için güvencesi en az olan borca mahsup edilmiş sayılır.
III. İşçi Alacakları Yönünden Değerlendirme
İş sözleşmesinden doğan para borçlarının kısmi ifasında, mahsubun ne şekilde yapılacağı ile ilgili 4857 sayılı İş Kanununda özel bir düzenleme bulunmadığından, Borçlar Kanununun yukarıda belirtilen genel hükümleri kapsamında sorun çözümlenmektedir. İşçinin işverenden bir alacağının, örneğin sadece kıdem tazminatı alacağının bulunduğu durumlarda, kısmi ödeme nedeniyle mahsup işlemi Borçlar Kanununun 84 üncü maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Dairemiz uygulamasına göre, temerrüde düşmüş olan işverenin yaptığı kısmi ödeme işçinin bu hususta beyanda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmelidir.
Borcun taksitle ödenmesi konusunda yapılan anlaşma aksi öngörülmemişse, kural olarak, işçinin faiz talebinden vazgeçtiğini kapsar. Ancak, bu sonuç işverenin taksit anlaşmasına uygun hareket etmesine bağlıdır. İşverenin taksitlerden birini zamanında ödememesi halinde, işçinin faizle ilgili feragati geçersiz hale gelir ve sadece ödenmeyen taksit için değil, tüm alacak için faiz talep hakkı doğacaktır. Bu durumda ödenmiş olan önceki taksitlerin öncelikle faiz ve masraflara mahsubu gerekecektir. Kuşkusuz taksit sözleşmesinin işçinin serbest iradesi ile meydana gelmesi gerekir.
İşçinin birden fazla alacağının söz konusu olması halinde, yapılan kısmi ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğu işveren tarafından ödeme sırasında belirtilmemiş ve işçi tarafından da bu husus makbuzda gösterilmemiş ise, mahsup işlemi Borçlar Kanununun 86 ncı maddesine göre yapılacaktır. İş Kanununda işçinin sözleşme ve kanundan doğan alacaklarının muacceliyet ve vade zamanları konusunda değişik hükümler öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununa göre ücret en geç ayda bir ödenir (m.32/5). İş hukuku mevzuatımızda Basın İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla mesai, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir.
1475 sayılı İş Kanununun 14 ve 4857 sayılı İş Kanunun 120 nci maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir.
Buna göre örneğin, 5.000 TL ihbar tazminatı, 7.500 TL kıdem tazminatı, 2.500 TL ücret, 2.000 TL fazla mesai ve 500 TL yıllık izin ücreti alacağı olmak üzere takibe konu yapılmamış toplam 17.500 TL alacağı olan bir işçiye işveren tarafından yapılacak 15.000 TL lik bir kısmi ödeme, öncelikle muaccel olan normal aylık ücret ve fazla mesai alacağına ilişkin borçlarına mahsup edilmelidir. Kalan miktar ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti borcuna mahsup edilecektir. Anılan borçların muacceliyet tarihleri aynı olduğundan, temerrüt tarihi önce gerçekleşmiş olan borca yani kıdem tazminatına mahsup edilecektir. Kalan 3.000 TL lik ödemenin, ihbar ve izin ücreti borcuna mahsubu anılan borçların muacceliyet ve temerrüt tarihlerinin aynı olması nedeni ile miktarları ile orantılı olarak yapılacaktır. Kalan toplam borç 5.500 TL olup, ihbar tazminatının bu miktara oranı 5.000/5.500 = 10/11, izin ücretinin oranı 500/5.500 = 1/11 olmakla, 3.000 X 10/11 = 2.727 TL ihbar tazminatına, 3.000 X 1/11 = 273 TL izin alacağına mahsup edilecektir. Böylece işverenin 2.273 TL ihbar tazminatı, 227 TL izin ücreti olmak üzere toplam 2.500 TL borcu kalmış olacaktır.
Somut olayda davacı taraf kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, bayram tatili ve aylık ücret alacağı taleplerinde bulunmuş olup, yerel mahkemece bu alacakların davadan sonra tümüyle davacıya ödendiği gerekçesi ile değinilen alacaklar açısından "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmiş ise de, dosyanın tümüyle incelenmesinden; davacının 10.11.2006 tarihinde dava açtığı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu, ayrıca alacak talepleri yanında ödenmeyen bu alacaklar için faiz talebinde de bulunduğu, davalının dava sırasındaki beyanına ve dosyaya sunduğu belgelere göre davacıya 06.11.2006 tarihinde 6.468 TL ihbar tazminatı, 27.12.2006 tarihinde kıdem tazminatına mahsuben 10.000 TL ödendiği, ayrıca kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret ve TİS’ten kaynaklanan alacaklara karşılık 03.11.2010 tarihinde 44.222,44 TL ödemede bulunulduğu yine bu kayıtların tetkikinden davacının bu ödemeleri alırken haklarını saklı tuttuğu ve Borçlar Kanunu 84. madde gereğince bedeli aldığını ihtirazi kayıt olarak ileri sürdüğü anlaşılmakla, davacının faiz alacaklarının temerrüt tarihlerinden itibaren fiili ödeme tarihlerine kadar hesaplandıktan sonra Borçlar Kanunu’nda öngörülen mahsup sırası gözetilerek yapılan ödemelerin mahsubu gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy