MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
DAVA:Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, fazla çalışma ücreti ile ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalı şirkette 07.10.2007 tarihinden 31.10.2008 tarihine kadar çalıştığını iş akdinin işveren tarafından usulsüz olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile ikramiye, yıllık izin, genel tatili ve fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı şirket temsilcisi; davacının, pazarlama ve satış elemanı olarak çalıştığını; iş yerinin kapanması nedeni ile iş akdinin son bulduğunu, bütün haklarının ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ç)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
D)Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında hizmet süresi konusunda konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı işçi davalıya ait iş yerinde 07.10.2007-31.10.2008 tarihleri arasında çalıştığını iddia etmiş; davalı ise davacının 05.02.2008 tarihinde işe başladığını savunmuş ancak iş akdinin hangi tarihte sona erdiği konusunda yazılı veya sözlü beyanda bulunmamıştır. Mahkemece, davacının iddia ettiği gibi 07.10.2007-31.10.2008 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığı kabul edilmiş ise de; personel özlük dosyası içerisinde yer alan ve davacıya ait adli sicil belgesinin 24.01.2008, nüfus kayıt örneğinin 23.01.2008, ikametgah ilmuhaberi belgesinin ise 25.01.2008 tarihli oldukları ayrıca davacı ve davalı tarafından imzalanan, imza inkarınında söz konusu olmadığı 03.10.2008 tarihli işten ayrılma bildirgesinde davacının işe giriş tarihinin 05.02.2008, işten çıkış tarihinin ise 26.09.2008 olarak taraflarca belirtildiği dikkate alınmaksızın resmi kayıtlardaki hizmet süresi olan ve dosya kapsamınada uygun düşen 05.02.2008-26.09.2008 tarihleri yerine hizmet süresinin iddia edildiği gibi 07.10.2007-31.10.2008 tarihleri arasında olduğunun kabulü hatalıdır.
Mahkemece yapılacak iş resmi kayıtlardaki hizmet süresi dikkate alınarak işçilik alacaklarının değerlendirilmesidir.
3-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davacı 1000 TL sabit ücret ve 60000 TL üzerindeki satışlar için %1 prim alacağı ile aylık 1500 TL'nin altında maaş almadığını iddia etmiş; davalı ise davacının asgari ücret ile çalıştığını savunmuştur. Mahkemece, davacının 1500 TL aylık ücret ile çalıştığı kabul edilmiş ise de; yukarıdaki ilkeler doğrultusunda işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek aylık ücret miktarı tespit edildikten sonra sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
4-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanık beyanları uyarınca davacının günde 3, haftada 18 saat fazla mesai yaptığı ve dini bayramların 2 günü dışındaki diğer günlerinde ve milli bayramlar ile resmi tatillerde çalıştığı değerlendirilerek hesaplama yapılmış ise de; davacı tanıklarından ...'in davalı iş yerinde çalışmasının bulunmadığı, diğer davacı tanığı ...'nın ise davalı iş yerinde 2008-2009 yılları arasında çalıştığının bildirdiği anlaşılmış olup tanık ...'nın sadece davacı ile birlikte çalıştığı dönem için görgüye dayalı tanıklığının söz konusu olabileceği değerlendirilmeksizin, bu tanığın beyanı dikkate alınarak tüm ücret süresi için fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınması hatalıdır.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.