MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, resmi tatil ve dini bayram alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının aşçı olarak işe alınsa da bulaşık, temizlik, mal taşıma işlerine yardım gibi görevi dışında işlerde çalıştırıldığını, çalıştığı sürede şef ve müdürlerinden azar kötü muamele gördüğünü, ufak bir sıkıntıda bile “beğenmeyen çeker gider dışarda adam çok” dendiğini, çalıştığı 7 yıl boyunca aldığı düşük zamlar nedeni ile bölge müdürü ile görüştüğünü, bölge müdürünün “bu parayı aldığına şükret dışarda aç adam çok beğenmiyorsan çıkabilirsin” dediğini, mutfakta 2 kişi çalışıyorken birinin çıkarıldığını ve davacının 3 yıl tek çalıştığını, bazı günler fazladan 30 kişilik yemek çıkarmak zorunda kaldığını, iş yoğunluğu nedeniyle yardımcı eleman istese de alınmadığını, bazı günler 2 şubenin bulaşığını, temizliğini yapmak zorunda kaldığını, doğuştan özürlü olan ... adında bir oğlu olduğunu, ...'da memuriyete başladığını, bazı günler onun yanına gitmek için izin istemesinin yetkilileri rahatsız ettiğini, yine izin istediği bir gün “şube tadilata giriyor, sen bu şekilde işimize yaramayacaksın, bir hafta içinde kendini ayarla işe bir daha gelme” diyerek işten çıkarıldığını, haftada 6 gün 08:00-18:00 saatleri arasında çalıştığını, haftada 1-2 gün bu çalışmanın 1-2 saat uzadığını, tüm resmi bayramlarda çalıştığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının imzasını içeren 16/04/2013 tarihli dilekçede işinden memnun olduğunu ancak engelli çocuğunun bakımı için ... ...'ye gitmek zorunda olduğunu belirttiğini, yasal dayanağı olmayan isteklerde bulunduğunu, 01/05/2013 tarihinden itibaren işe gelmediğini, dava dilekçesinde belirtildiği gibi mağaza müdürlerinin işçi çıkarma yetkisinin olmadığını, uzun zamandır çalıştığından kimin işten çıkarma yetkisi olduğunu bilmememsinin mümkün olmadığını, kötü niyetli iddialarda bulunduğunu, davacıya gönderilen ihtara cevap vermediğini, davalının iş aktini devamsızlıktan haklı nedenle feshettiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, 10/06/2014 tarihli rapor ile davacının alacaklarının 7.826,69 TL kıdem tazminatı, 1.774,73 TL ihbar tazminatı, 8.016,25 TL fazla mesai ücreti, 994,80 TL resmi tatil ücreti alacağı olarak belirlendiği, davacının davalı şirkette 4.5.2006-30.4.2013 tarihleri arasında belirsiz süreli iş akdi ile çalıştığı, daha sonra sözleşmesinin feshedildiği, davalı tarafın, davacının mazeretsiz işe gelmemesi nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini iddia ettiği, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarına göre davacının engelli olan çocuğunun Yalova'da çalışmaya başlamasından sonra sık sık izin alarak yanına gittiği, bu durumun yöneticilerce hoş karşılanmadığı, bu nedenle iş aktininin feshedildiği, davalı ... beyanlarına göre ise davacının oğlunun yanına gitmek için işten ayrıldığı, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde çalışan işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmayacak şekilde işten ayrıldığını ispat yükünün işveren üzerinde olduğu, davalı işverenin bu ispat yükünü yerine getiremediği, davacının davalı iş yerindeki 7 yıllık kıdemi ve davacı tanıklarının beyanları gözönünde bulundurulduğunda işveren tarafından yapılan feshin haksız olduğu ve davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı, tanık beyanları ve ücret bordrolarına göre davacının asgari ücretle çalıştığı, aldırılan bilirkişi raporunda davacının hak ettiği alacak miktarlarının iş hukuku ilkeleri çerçevesinde usulünce ve gerekçeleri de belirtilerek gösterildiği, hesaplama yönteminin mahkememizce de benimsendiği, bilirkişinin tarafsızlığına ilişkin taraf vekillerince bir iddianın ortaya atılmadığı rapora yapılan eleştirilerin teknik boyutta kaldığı bu yönü ile mevcut raporun hüküm vermeye yeter nitelikte olduğu sonucuna varıldığından mevcut bilirkişi raporu doğrultusunda açılan davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi gerektiği, bilirkişi raporunda hesaplanan fazla mesai ücreti, bayram ve genel tatil ücreti miktarlarından hayatın olağan akışı, davacının her zaman aynı tempoda ve sürede çalışamayacağı hususları dikkate alınarak % 30 civarında bir indirim yapıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacıya atfen imza taşıyan 16/4/2013 tarihli el yazısı dilekçede “işinden memnun olduğu ama ayrılması gerektiği, zira, özürlü çocuğunun özürlü memur seçme sınavını kazandığı ve ... ... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atandığı, davacının refakat ve destek olmak zorunda olduğu, kıdem tazminatının verilmesi” yönünde beyan mevcut olduğu görülmüştür. Davalı vekili, davacının oğlunun taşınması nedeni ile davacının da devamsızlık ederek gittiğini, davacının adresinin vekaletnamesindeki "Orhangazi/Bursa" olmasından da bunun belli olduğunu, davacının devamsızlığı sonucu iş aktinin davalı tarafından haklı feshedildiğini savunmuştur. Davacının vekaletnamesindeki adres ".../..."dır.
Davacı asıl bizzat mahkeme tarafından celbedilerek söz konusu dilekçedeki el yazısı, imza ve dilekçenin içeriği sorulmalı, beyanları doğrultusunda gerekirse imza incelemesi ve benzeri araştırma yapılarak kıdem ihbar tazminatı bakımından sonuca gidilmelidir.
3- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. Maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. Maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, zamanaşımı savunması davaya karşı gözetilmiş olmakla birlikte, ıslaha karşı süresinde yapılan zamanaşımı savunması gözetilmemiştir. Fazla mesai ücreti dava dilekçesindeki miktar nedeni ile ıslaha karşı zamanaşımından etkilenmese de ulusal bayram genel tatil alacağı ıslah zamanaşımından etkilenmektedir. Ulusal bayram genel tatil alacağı bakımından ıslah zamanaşımının gözetilmemesi hatalıdır.
4-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Yukardaki ilkeler ulusal bayram genel tatil çalışması ücreti bakımından da geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta, fazla mesai ücreti ile ulusal bayram genel tatil çalışması ücreti bakımından, bir kısım personel devam çizelgeleri ibraz edilmiş ancak gözetilmemiştir. Davacı asıldan davalı tarafından sunulan bu belgelerdeki giriş çıkış saatlerinin kim tarafından yazıldığı, imzaların kendisine ait olup olmadığı sorularak sonuca gidilmelidir.
5-Fazla mesai hesabında, bordrolarında fazla mesai tahakkuku olan aylardan sadece imzalı olanlar dışlanmıştır. Bilahare davalı vekili, davacıya atfen imza taşıyan bazı bordroları daha 02/12/2014 düzenleme tarihli dilekçesi ekinde ibraz etmiş ve banka kayıtlarına göre bordrolardaki tahakkukların ödendiğini savunmuştur. Banka adı, şubesi ve hesap numarası cevap dilekçesi ekinde belirtilmiştir. Sonradan ibraz edilen bordrolar ve davacının banka kayıtları celbedilip fazla mesai ödemesi bakımından sonuca etkili olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. İlaveten, Uyap üzerinden gönderilen bazı bordrolar da bulunmaktadır. Bunlar da fiziki dosya içine alınarak banka kayıtları ile karşılaştırılarak sonuca etkisi irdelenmelidir.
6-Fazla mesai ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında yıllık izin belgelerinin gözetilip gözetilmediği bilirkişi raporunda denetlenememektedir. İzin belgelerinin sonuca etkisi taraflardan da bu belgeler sorularak araştırılıp irdelenmelidir.
7-Ulusal bayram ve genel tatil çalışması ücreti bakımından, fazla mesai tahakkuku içeren bir kısım bordrolar gözetilmiş ise de ulusal bayram ve genel tatil çalışması ücreti tahakkuku içeren bir kısım bordroların irdelenmemesi hatalıdır. Uyap üzerinden gönderilen bazı bordorlar da mevcut olup bunlar da fiziki dosyaya alınarak, banka kayıtları ile karşılaştırılarak, yukarıda 5 numaralı şıkta fazla mesai ile ilgili olarak yapılan açıklamalar gibi araştırma ve inceleme yapılarak, ayrıca ilaveten, varsa davalı vekilinin temyizi dilekçesinde geçen bayram izin formu dosyaya alınıp taraflardan sorularak sonuca etkisi irdelenmelidir.
8- Fazla mesai ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında doktor raporlu günler bakımından, davalı vekili 02/12/2014 düzenleme tarihli dilekçe ekinde davacıya atfen bir kısım doktor raporu, çalışabilir kağıdı ibraz etmiştir. Bu belge taraflardan sorularak fazla mesai ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında etkili olup olmayacağı değerlendirilmelidir
9-Ulusal bayram genel tatil ücreti bakımından, kabule göre, davacı ...ın " Dini bayramlarda nöbetleşe çalışıyorduk. Bir veya iki gün izin yapıyordu." şeklinde beyanda bulunduğu, bu nedenle davacının ispatlanan asgari çalışmasının hesaplanması gerektiği düşünülmeden tüm ulusal bayram genel tatil günlerinin hesaplanması hatalıdır.
10- Fazla mesai ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında tanıkların bildikleri dönem bakımından; davacı tanıklarının beyanlarından davacıdan önce işten çıktıkları belli olmaktadır. Bu tanıkların giriş -çıkış tarihleri SGK belgeleri ile tespit edilip ve gerekirse /varsa bu tanıkların açtıkları davalar sonucu verilen Mahkeme kararında kabul edilen hizmet süresi gözetilerek, ayrıca gerekirse taraf tanıkları yeniden dinlenerek tanıkların kendilerinin davalı nezdinde çalışmaları sonucu bildikleri sürelere göre hesaplama yapılmalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10/07/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy