MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı işveren vekili, davalının davacı ... Şubesi personeli olduğunu, davalı personel hakkında Yapı Kredi Bankası A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanlığınca 22/11/2007 tarih ve 115/115a sayılı soruşturma raporu uyarınca davalı personelin sahte maaş yazıları içeren kredi kartı başvuruları aldığını, başvuruların bir kısmında sahte maaş yazısı kullanıldığını, maaş yazılarını düzenleyen firmaların gerçekte var olmadığı ve söz konusu başvurular hakkında herhangi bir istihbarat çalışmasının yapılmadığının tespiti neticesinde 39 adet bireysel kredinin sahte maaş yazılarına istinaden kullandırıldığını, organize bir dolandırıcılık şebekesinin komisyon karşılığı davalıya teslim ettikleri, bu kişilerle beraber hareket ettiği ve görevini kötüye kullanarak tahsis makamlarını yanılttığı kanısına varıldığının tespiti neticesinde, 39 adet kredinin toplam tutarı olan 330.000,00 TL nin tahsili amacıyla yapılan takibe karşı yapılan itiraz sebebiyle itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, zamanaşımı itirazı yanında, icra takip tarihi itibariyle takibe konu kredilerin ödendiği iddiası ile dava şartı yokluğu sebebiyle icra takibinin yapılmasının hukuki menfaat doğurmadığını, dava dışı kredi müşterilerine ilişkin icra takibi yapılmış ve aciz vesikası bağlanmış ise takip yapılmasının mükerrer takip olacağını, takip talebinin anlaşılabilir olmadığı beyanı ile takibe konu kredilerin miktarlarının ve yapılan ödemelerin açık açık belirtilmesi gerektiğini, faizin başlangıç sebebinin belirtilmemiş olması sebebiyle iptali gerektiğini, takibe dayanak belgelerin dosyada mevcut olmadığını ve davacı işçiye tebliğ edilmediğini, davalının görev tanımımın ve sorumluluklarının kredilere onay verme, müşterilerin sunduğu belgelerin istihbaratını yapma olmadığını, şube yetkisinde kullandırılan kredilerde şube müdürünün sorumlu olduğunu, tüketici kredilerinde gerekli istihbarat çalışmalarının yapılmasının banka prosedürlerinde operasyon takımının sorumluluğunda olduğunun müfettiş raporunda sabit olduğunun, takibe konu müfettiş raporunda belge asıllarının dosyalanmasının görev tanımında yer almasına karşın satış takımınca maaş yazılarının asıllarının alınması gerektiğinin belirtilmediğini bu sebeple gerekli değişikliklerin yönerge yapılması gerektiğinin belirtildiğini bununda "bankanın hazırladığı yönergedeki eksikliğe rağmen müvekkilinin sorumlu tutulduğunu" davanın reddini, kötü niyetli takip yapan alacaklı aleyhine %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davaya konu eylemin davacı tarafça gerçekleştirildiği hususu ispatlanamadığı gibi, verilen zararında ispatlanamadığı, davacının operasyon takımında görevli bir personel olmadığı, bu durumda eylemle sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, müşteri temsilcisi olarak aldığı başvuruyu istihbarat unsurlarını kullanarak telefon vs. Çalışmaları yaptıktan sonra elde ettiği bilgileri operasyon yetkilisi şube müdürü onayı ile kredilerin kullandırıldığı, davalı ile kredi kullanana şahıslar arasında herhangi bir bağlantı olduğu iddia edilmediği gibi bu hususunda isspatlanamadığı, davalının 01/03/2007 tarihinde işe başladığı, davaya konu işlemlerle ilgili görev ve yetkisinin bulunmaması, karar mercinin kendisinin olmaması, davacı banka müfettiş raporunda da belirtildiği üzere kredi kullanan müşteriler hakkındaki istihbaratın ... A.Ş. üzerinden ve yalnızca banka müfettişleri ile üst düzey yöneticilerince özel bir şifre ile yapıldığı, bu şifrelerin satış ekibince ekibine kullandırılmadığı, ifade edildiğinden, somur duruma göre davalının söz konusu eylemleri gerçekleştirme imkan ve olanağının bulunmadığı, öte yandan zararında somut olarak ortaya konulamadığı hususları birlikte gözetildiğinde ceza mahkemesi neticesinin beklenmesinin gereksiz yere yargılamanın uzamasına sebep vereceği ve sonucu değiştirmeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
E)Gerekçe:
Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık konusu, usulsüz kredi işlemlerinin bulunup bulunmadığı, bu krediler nedeniyle banka zararının oluşup oluşmadığı ve nihayetinde davalının, bu işlemlere katkısı itibari ile sorumlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
6098 sayılı TBK.’nun 396. Maddesi uyarınca “İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur.
Banka çalışanın asıl iş görme edimi, bankacılık hizmetlerini yerine getirme yanında, banka adına aynı hizmeti alan müşterilere tarafsız ve adil hizmet sunma, çalışma ve davranışlarında bankanın itibar kaybına sebebiyet vermeme ve banka mevzuatına ve uygulamalarına aykırı davranmama şeklindedir. Bu kapsamda bankada hizmet akti ile çalışan ve bankacılık faaliyetlerinde görev alan işçinin, Bankacılık Etik İlkeleri’nin 20. Maddesi kapsamında “görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uyması, çalışma ve davranışlarında bankanın itibar kaybına sebebiyet vermesi, adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmaması, bankaya ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmaması, hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olması gerekir.
Banka kredi işlemleri ile ilgili faaliyetlere katılan işlev ve süreçlerde görev ve sorumlulukları bulunacak personeli bu görev ve sorumluluklarını icra edebilecek niteliklere sahip personel arasından seçmelidir. Banka aynı zamanda kredi taleplerini değerlendirmeye esas olacak uygulamaları ve analizleri önceden belirleyecek, işlem ve süreçte görev alacak personele de bildirecektir. Banka çalışanı da bankanın bu uygulamalarına uygun şekilde hareket edecektir.
Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nın 165/1. maddesi uyarınca “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir”.
Keza Ceza hukuku ve Medeni Hukuk arasındaki ilişkide Türk Borçlar Kanununun 74. maddesinin değerlendirilmesi gerekir(Eski Borçlar Kanunu Mad. 53) Maddeye göre "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz" şeklinde düzenlenmiş ve kural olarak bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir”.
Düzenlemeye göre hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan maddi olgular ile bağlıdır. Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak delilleriyle tespit edilip edilmediği olmalıdır. Yasadaki açık düzenleme, yerleşen yargısal uygulama ve bilimsel görüşler karşısında; kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararın, diğer söyleyişle fiilin işlendiği sabit olduğu halde kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamanın tek başına Hukuk Hakimini bağlayacağını kabule olanak bulunmamaktadır.
Dosya içeriğine göre davacı banka davalı banka çalışanın 39 adet kredi kullanımında sahte belgeleri kabul ettiğini, bunun içinde yer aldığını ve banka zararına neden olduğunu iddia etmiştir. Davacı hakkında diğer bir takım şüpheliler ile birlikte ... 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/39 Esasında kayıtlı dava dosyasında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na muhalefet, zimmet suçlarından kamu davası açılmış olup dava derdesttir. Mahkemece bu dava dosyasının sonucu beklenmediği gibi bu dosyada alınan bilirkişi heyet raporu hükme esas alınmıştır. Alınan bilirkişi raporunda davacının yaptığı işlemlerde zimmet suçunun unsurlarının bulunmadığı, ancak sahtecilik fiilinin tespit edilmesi halinde özel belgede sahtecilik bakımından değerlendirmeye tabi tutulacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan kredi kullanımı yapılan 39 işlemde bazılarının varlık fonuna devredildiği, bazılarının aciz belgelerine bağlandığı anlaşılmaktadır.
Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre öncelikle ceza mahkemesinde maddi vakıa tespiti kesinleşmemiştir. Bu nedenle bekletici mesele yapılmaması ve beklenmemesi usule aykırıdır.
Diğer taraftan ceza mahkemesindeki bilirkişi raporu hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte değildir. Bu raporda kullandırılan kredilerde bankacılık mevzuatına ve bankanın varsa uygulamaya koyduğu ve davalıya bildirdiği kredi taleplerini değerlendirmeye esas olacak uygulamalar ve analizlere ilişkin kendi kredi prosedürüne aykırılık bulunup bulunmadığı, banka kredi işlemleri ile ilgili faaliyetlerde görev ve sorumluluklarını icra edebilecek niteliklere sahip olup olmadığı, görevlerini ve yetkilerini aşıp aşmadıkları, varsa bu aykırılıkta davalının sorumluluğunu ortadan kaldıran hallerin ne olduğu ve dayanakları açık bir şekilde belirtilmemiş, çelişkiler giderilmemiş, iddia ve savunmayı karşılayacak şekilde oluşturulmamıştır.
Yapılacak iş; öncelikle ceza mahkemesi dosyası bekletici mesele yapılmalı, bir hukukçu ve ikide bankacı olmak üzere yeniden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinden; davalının çalıştığı şubede görev yaptığı süre içinde, teftiş raporunda adı geçen kullandırılan krediler ve akredetiflerde bankacılık kurallarına ve bankanın kendi uyguladığı kredi prosedürüne aykırılık olup olmadığı, sahte evrak kullanılıp kullanılmadığı, sahte evrak kullandırıldığı belirtilen işlemlerden kaçının varlık fonuna devredildiği, kaçının aciz belgesine bağlandığı, icra takibi ile tahsil edilen olup olmadığı, davalının zararının ne kadar olduğu, bu konuda davalının görev ve yetkisini aşıp aşmadığı, varsa bunların neler olduğu, hangi kuralların ihlal edildiği, davalının kurallara ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı, hukuka aykırılık söz konusu ise bu aykırılığın kimlerin kusuru sonucu oluştuğu, birlikte sorumluluğu gerektiren bir hal varsa sorumluların kusur derecelerinin ne olduğu hususları ile taraflarca ileri sürülen tüm iddia ve savunmaları karşılayacak biçimde rapor alınmalı, ceza dosyasında alınan rapor arasındaki çelişkiler giderilmeli, tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 03.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy