MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile ...Alışveriş Merkezleri Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının19/02/2001 tarihinde davalı ...Alışveriş Merkezleri Tic. Ltd. Şti.’de satış elemanı olarak çalışmaya başladığını daha sonra bu şirketin ...Alışveriş Merkezleri Tic. Ltd. Şti. ve ...Ticaret Alışveriş Merkezleri İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. olarak ikiye ayrıldığını, davacının aynı adreste yönetici ve çalışanlarla birlikte bu defa ...Tic. Alışveriş İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde çalışmaya devam ettiğini, son olarak aynı şirketin ... Şubesi'nde görev yaparken 01/05/2014 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, müvekkilinin gerçekte aylık ortalama net 1.500,00 TL olan ücretinin SGK’ya asgari ücret olarak bildirildiğini, üç yıldan fazla çalışmasının SGK’ya hiç bildirilmediğini, fazla çalışma yaptığını, hafta tatili izinlerini düzenli kullanamadığını, resmi tatil ve bayramlarda çoğunlukla çalıştığını fakat bu hususlardan kaynaklı alacaklarının kendisine ödenmediğini, çalıştığı süre boyunca yıllık izinlerini de eksik kullandığını beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti alacakları olduğunu ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı ... Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının 01/03/2004 tarihinde müvekkil şirket bünyesinde işe başladığını ve 30/04/2006 tarihinde işyerinden ayrıldığını, sonrasında davacının 23/09/2010 tarihinde yeniden müvekkil şirkette çalışmaya başladığını ancak davacının mazeretsiz ve bildirimsiz olarak işe devam etmemesi sebebiyle iş akdinin derhal ve haklı sebeple feshedildiğini, ...Ticaret Alışveriş İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile müvekkili arasında organik bir bağ bulunmadığını, davacıya 01/03/2004-30/04/2006 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olarak kıdem tazminatının tam ve eksiksiz ödendiğini, söz konusu ödemenin yapılmasıyla birlikte davalının müvekkilini ibra ettiğini, davacının 02/05/2014 tarihinden itibaren mazeret beyan etmeksizin işe gelmediğini bu yüzden davacıya Sultanbeyli 2. Noterliği’nin 12/05/2014 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, davacının çalışma koşullarına ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, haftada bir gün izin kullandığını, asgari ücretle çalıştığını, fazla mesaisinin bulunmadığını, resmi tatil günleri, milli ve dini bayramlarda çalışılmasının söz konusu olmadığını, davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını, zamanaşımı itirazları olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Davalı ...Ticaret Alışveriş Merkezleri İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle;
Davalı vekili; davacının müvekkili bünyesinde 17/05/2006 tarihinde işe başladığını ve 16/07/2009 tarihinde istifa ettiğini, diğer davalı şirket ile aralarında bir organik bağın olmadığını, davalı şirketlerin birbirlerinin devamı niteliğinde bulunmadığını, ortaklık yapılarının farklı olduğunu keza aynı holding bünyesinde kurulu olmak gibi bir durumun da söz konusu olmadığını, davacının 01/03/2004-30/04/2006 tarihleri arasında diğer davalı şirket, 17/05/2006-16/07/2009 tarihleri arasında müvekkil şirket bünyesinde çalıştığını, akabinde müvekkili olan şirket bünyesinden ayrıldıktan sonra 23/09/2010 tarihinde diğer davalı şirkette yeniden işe başladığını, aradaki on dört aylık süre boyunca ise farklı bir iş yerinde çalıştığını, dolayısıyla işe başlama tarihlerinin dahi birbirinin devamı niteliğinde olmadığını, davacının müvekkil şirket ile arasındaki iş akdini istifa etmek suretiyle kendisinin sonlandırdığını, davacının istifa dilekçesini bizzat imzaladığını ve bugüne kadar sahteliği yahut baskı altında imzalatıldığına dair hiçbir beyanı bulunmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu, iş akdini kendi iradesi ile sonlandıran işçi lehine kıdem, ihbar ve benzeri hakların doğmayacağını, davacının iş akdini feshettiği tarihten beş yıl sonra dava açmasının herhangi bir haklı sebebe dayanmadığını ve bu hususta İş Kanunu 26 maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin sona erdiğini, davacının en son ücretinin iddia edildiği üzere 1.500,00 TL değil, işinin sona erdiği tarih itibariyle 683,76 TL olduğunu, bu meblağ dışında davacıya herhangi bir ücret ödenmediğini, davacının iş akdi sona erene kadar tüm bordrolarını imzaladığını ve hiçbirisine itiraz etmediğini, söz konusu bordrolarının aksinin ancak aynı kuvvette yazılı delil ile kanıtlanabileceğini, davacının eksik ücret yahut prim ödendiği hususunda herhangi bir şikayet veya beyanının bulunmadığını, ayrıca fazla mesai yapılmasının da söz konusu olmadığını, iş yerinde vardiya sistemi uygulandığını, haftanın bir günü haftalık izin kullanıldığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, müvekkili şirkette genel olarak dini ve milli bayramlarda çalışma yapılmadığını dolayısıyla davacının ulusal ve genel tatil alacağının olmadığını, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davalı ...Ticaret AVM yönünden ; davalı iki şirket arasında orğanik bağın bulunduğu dönemin 16.07.2009 tarihinde istifa ve ibraname ile sona erdiği , davacının işçilik alacaklarına hak kazandığı dönemin ise bu şirkette geçmemesi nedeni ile davanın ...Ticaret AVM şirketi yönünden reddine ,davalı ...Alışveriş merkezleri ticaret limited şirket yönünden ise davanın kısmen kabulü ile ,davacının iş sözleşmesinin 16.07.2009 tarihinde kesintiye uğradığı , 14 aylık kesintiden sonra 23.09.2010-01.05.2014 tarihleri arasında çalıştığı , kıdem ve ihbar tazminatı ,fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil alacağı , yıllık izin alacaklarının kısmen kabulüne , hafta tatili alacağının ise reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davacı ve davalı ... avukatları tarafından temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı ...'nin tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut olayda; mahkemece 16.07.2009 tarihli alınan ibraname ile çalışmanın kesintiye uğradığı, ibranamede tek tek alacak kalemleri sayılıp ibra edildiğinin bildirildiği, içeriğinde “iş sözleşmemi kendi isteğimle 16/07/2009 tarihinde fesh ediyorum” ibaresinin yer aldığı, belgenin iki şahit tarafından da imzalandığı, davacı tarafından hak düşürücü süre içinde irade fesadı sebebiyle kesin hükümsüzlük iddiasına bulunulmadığı gibi yargılama aşamasında da bu yönde bir iddianın olmadığı ve imzaya itiraz edilmediği bu fesihten sonra 14 ayı aşkın başka bir şirkette çalıştığı anlaşıldığından ilk dönemin davacının istifası ile sona erdiği, ibranamenin geçerli olduğu, bu sebeple davacının bu dönem için kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağı kabulü ile dışlama yapılmış, hizmet süresi 23.09.2010- 01.05.2014 tarihleri arası dikkate alınarak hesaplama yapılmıştır.
27.09.2009 tarihli ibranamede davacının genel tatil alacağı ,ikramiyeleri ve sosyal yardımlarını aldığı , yıllık izinlerinin tamamının kullandığının beyan edilerek imzalandığı anlaşılmaktadır. Buna karşın ise ibranamenin tarafı olan davalı ...Ticaret Alışveriş Merkezleri İnşaat Tur. Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketinin cevabında "şirkette genel olarak dini ve milli bayramlarda çalışma yapılmamakta olup davacının ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının olmadığı" beyan edilmiştir.
Mahkemece kabul edilen ibraname ile savunmanın çeliştiği ortada olup mahkemece savunma ile çelişen ibranameye bu alacak açısından değer verilemez. Yukarıda bahsedilen genel ilke ve düzenlemeler doğrultusunda karar verilmesi gerektiğinden hatalı değerlendirme ile verilen kararın bozulması gerekmiştir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın açıklanan sebepden dolayı bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 09.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy