MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde bulaşıkçı ve garson olarak çalıştığını, en son aylık net 750,00 TL. ücret aldığını, istihdam edildiği alt işverenin tasfiye halindeki ... Gıda Yayıncılık Danışmanlık ve Pazarlama Ltd. Şti olduğunu, alt işveren aleyhine ikame edilen ... 10. İş Mahkemesi'nin 2005/898 Esas sayılı davada alacakların tahsil edilemediğini, asıl işveren ... aleyhine ... 3. İcra Müdürlüğü'nün 2014/16158 Esas sayılı icra takibi başlatıldığını, davalı Rektörlüğün itirazında haksız olduğu belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla itirazın iptalini ve % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı yönünden reddedilmesi gerektiğini, müvekkil ... ile ... Gıda Yayıncılık Danışmanlık ve Pazarlama Ltd. Şti. arasında personel ve öğrenciler için yemek alım sözleşmesi imzalandığını, dava dışı ... Gıda’nın müvekkiline yemek satımı yaptığını ve bu hizmeti kendi sigortalı çalışan kadrosu ile gerçekleştirdiğini sözleşmenin sona erdiğini, müvekkil ile dava dışı şirket arasında asıl işveren-ait işveren ilişkisinin olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, ... Sigortalı hizmet cetvelinin tetkikinden davacı adına 24.04.2001 - 22.10.2004 tarihleri arasında 101856 sicil numaralı ... Gıda Yayıncılık Danışmanlık ve Pazarlama Ltd. Şti işyerinden prim tahakkuk ettirildiği, bazı yiyecek ve içecek fatura ve muhasebe kayıt fotokopilerinin ibraz edildiği, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün 03.12.2014 tarihli yazısı ekinde ... Şirketi'nin ticaret sicil bilgilerinin gönderildiği, davacı vekilinin 09.12.2014 kayıt tarihli dilekçesinde dava dışı şirketin Rektörlüğün kantin ve mutfağını işlettiğini, şu anda farklı bir şirketin işlettiğini beyan ettiği, ... 1. İş Mahkemesi'nin 2005/898 Esas sayılı dava dosyasının iş bu dava dosyasında yer aldığı, ... 3. İcra Müdürlüğünün 2014/16158 E. sayılı icra takip dosyasında davacı vekilinin ... 1. İş Mahkemesi'nin ilamı ile 04.06.2014 tarihinde ... aleyhine icra takibi başlattığı, icra takibinde, 6.924,64 TL. asıl alacak, 4,594,68 TL. faiz talep ettiği alacak kalemlerini ayrıştırmadığı, davalı vekilinin 19.06.2014 kayıt tarihli dilekçesi ile borca, faize ve fer’ilerine itiraz ettiği, aynı tarihte icra takibinin durdurulma kararı alındığı, davacı vekilince davalı üniversite ile ... Şirketi arasında imzalanan 01.10.2005- 30.09.2006 dönemi yemek hizmeti sözleşmesinin dosyada sunulduğu, davacı vekilince 14.04.2015 kayıt tarihli dilekçe ekinde tanıklarının ... 11. İş Mahkemesinde 2010/140 Esas sayılı dosyadaki ... koşullarıyla ilgili beyanları ile yetinilmesini talep ettiği, davacı vekilinin sunduğu mahkeme kararı ve dava dilekçesi örneklerinden her iki tanığının davalı işyeri ile husumetinin olduğu, ekte 2010/140 Esas sayılı dosya ile ilgili bilirkişi raporunu sunduğu, davalının husumet itirazı yerinde görülmediği, gerçekten yüklenici firmalar ile ihale makamları arasındaki ilişkinin nasıl düzenleneceği konusunda kanunda herhangi bir düzenleme bulunmadığından alt işveren - asıl işveren ilişkilerini düzenleyen 2. maddenin 6. ve 7. fıkradaki hükümler uyarınca değerlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nda söz konusu olan bu boşluğu Yüksek Mahkeme de içtihatları ile doldurarak ihale makamı ile yüklenici firma arasındaki ilişkiyi asıl işveren alt-işveren ilişkisi şeklinde değerlendirdiği, bu yöndeki kararları yerleşik içtihat halini aldığı, yemek yapma, dağıtma, bulaşık işi yardımcı iş olduğu, somut olayda dava dışı ... Şirketi’nin ihale ile yardımcı işi aldığı ve davacının bu işte çalıştığının anlaşıldığı, bu itibarla, davalı ...'nün asıl işveren olarak davacının haklarından müşterek ve müteselsil sorumlu olduğu, kıdem tazminatına iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren mevduata fiilen uygulanan en yüksek mevduat faizinin uygulanması gerektiğinin Yargıtay’ın yerleşik içtihadı halini aldığı, bu itibarla, faiz başlangıcı için davalının temerrüde düşürülmesine gerek bulunmadığı, bu itibarla fesih tarihînden (22.10.2004) takip tarihine (04.06.2014) kadar faiz hesaplandığı, ancak ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti diğer alacak kalemleri için takip tarihinden önce davalı işverenliğin temerrüde düşürülmemesi nedeniyle herhangi bir faiz hesabı yapılmadığı, her ne kadar ... Şirketi’nden alacaklar talep edilmişse de bu talep davalı şirketin temerrüde düşürülmesi içîn yeterli olmayıp temerrüt için ayrıca talepte bulunulması gerektiği, davacının takibe koyduğu kıdem tazminatının faizinin hesaplanması yönünden ek rapor aldırıldığı, itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına karar verilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması gerektiği, davacının elinde kesinleşmiş mahkeme ilamı varken ilamsız icra takibine girişmesi, faiz alacağının ayrıca hesaplandığı likit olmadığı gözönüne alınarak icra inkar tazminatının reddine karar verildiği, Mahkemece yapılan yargılama toplanan ve ibraz edilen delillerin hukuksal yargılaması sonucunda, iddia, savunma, tanık beyanı, kesinleşmiş alacak kararı, icra takip dosyası ve itibar edilen yerindeliğinin denetlenebildiği bilirkişi raporuna göre davalının takip konusu işçilik alacaklarından sorumlu olduğu, hesaplanan asıl alacak ve faiz tutarındaki takibin yerinde olduğu, fazla miktarla şartları bulunmayan icra inkar tazminatı yönünden ise istemin kısmen kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, icra takibine vaki itirazın kısmen iptaline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Davaya dayanak ilamsız icra takibi dosyasında ödeme emri davalıya, dosyadaki fotokopi belgelere göre 11/06/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili 19/06/2014 18/06/2014 düzenleme tarihli ve ıslak havale tarihli borca itiraz dilekçesini ibraz etmiştir.
Bu hali ile ilamsız icra takibine davalı vekili tarafından yapılan itirazın süresinden sonra yapıldığı izlenimi doğmaktadır.
Mahkeme tarafından davalı vekilinin borca itiraz dilekçesinin UYAP sistemi üzerinden de gönderilip gönderilmediği, gönderilmiş ise hangi tarihte gönderildiği, son gün gönderilmiş ise gönderme saati araştırılmalı ve ilgili belgeler dosyaya alınmalıdır. Davalı vekilinin borca itiraz dilekçesi UYAP sisteminden değil sadece fiziki olarak ibraz edilmiş ise bu durum da tutanağa bağlanmalıdır. Bu şekilde davalı vekilinin icra dosyasına ibraz ettiği borca itiraz dilekçesinin ibraz zamanı tespit edilmeli, süresinde olup olmadığı irdelenmelidir.
Davalı vekilinin ilamsız icra takibine vaki borca itirazının süresinde olmadığının anlaşılması halinde icra takibinin durdurulmasında yasal dayanak olmayacağı, yani icra takibi durdurulamayacağından davacının bu itirazın iptali davasını açmakta hukuki yararı da bulunmayacaktır. Borca itiraz süresinde ise itirazın iptali davası açmakta davacının hukuki yararı mevcuttur. Bu hususlar gözetilip irdelenerek karar verilmelidir.
2- Yukardaki 1 numaralı bozma sebebine göre ilamsız icra takibinde borca itirazın süresinde olduğu, yani davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunun saptanması halinde davacının eldeki itirazın iptali davasını açmakta hukuki yararı olacağından;
a-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
b-)Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu'nda, gerekse Borçlar Kanunu'nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28. maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanunu'nun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir (818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 Sayılı TBK 154. maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge ... İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge ... Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı def'ini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir def'i hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı def'inde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı def'inde bulunmamasıyla veya def'i geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def'inin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def'i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def'i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def'i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def'i dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, davalının zamanaşımı savunması değerlendirilmeli ve olumlu ya da olumsuz bir karar verilmelidir.
c-)Davacı vekili 6924,64 TL asıl alacak ve işlemiş faiz talebi ile icra takibinde bulunmuştur. Asıl alacak içinde hüküm altına alınan işçilik alacaklarının yanında davacı lehine hükmedilen yargılama giderleri ve vekalet ücreti de bulunmaktadır.
Asıl işverenin sorumluluğu İş Kanunu’nun 2/6. maddesi kapsamında işçilik alacaklarına ilişkindir. Davalı Üniversitenin tarafı olmadığı bir davadaki vekalet ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulması düşünülemez. Bu nedenle davada davalı Üniversite açısından sadece takibe konu işçilik alacakları değerlendirilmelidir. Kaldı ki, takibe konu yargılama giderleri içine harç da katılmıştır.
d-)Mahkeme tarafından yargılama giderlerine hükmedilirken dökümü yapılmadığından davacıya iade edilmesi gereken harçların da yargılama giderine dahil edilip edilmediği denetlenememektedir. Yargılama giderleri HMK’nun 332. maddesi uyarınca tek tek gösterilerek hüküm altına alınmalıdır.
e-)Davacı icra takibinde %9 oranında faiz talep ettiğinden işleyecek faiz miktarının %9 oranını geçemeyeceği Mahkeme hükmünde belirtilmelidir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.