MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
DAVA: Davacı, feshin geçersizliği kararı sonrası işe başlatılmayan davacıya tazminat ve alacaklarının eksik ödendiğini, bu nedenle icra takibi yaptıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, ... Anadolu 6.İş Mahkemesinin 2012/65 Esas 2013/102 Karar sayılı 07/03/2013 tarihli kararı ile davacı ...'ün işe iadesine edilmediği takdirde 4 aylık boşta geçen süre ücretinin kendisine ödenmesine ve işe başlatılmama tazminatının 5 aylık brüt ücreti tutarında tespitine karar verildiğini, kararın Yargıtay tarafından onanarak ... 10.Noterliğinin 08/10/2013 ve 30094 nolu ihtarnamesi ile işe başlatılması için davalıya başvuru yapıldığını buna rağmen davacının işe başlatılmayarak kendisine 4 aylık boşta geçen süre ve 5 aylık işe başlatılmama tazminatı olarak toplam 18.849,14TL ödendiğini, ancak tazminat ve alacakların eksik ödendiğini, fark kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücret alacakları için ... 30.İcra Müdürlüğünün 2013/27446 Esas sayılı dosyasında yapılan borca itirazın davalıdan 11.913,64 TL alacaklı olduğunun tespit edilerek iptali ile takibin devamına, davalı borçlunun%20 'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının şirkete 01/04/2005 tarihinde çalışmaya başladığını ve iş akdinin feshedildiği 04/01/2012 tarihine kadar çalışmaya devam ettiğini, davacının işe iade istemiyle açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda, ... Anadolu 6.İş Mahkemesinin 07/03/2013 tarih 2012/65 Esas ve 2013/102 Karar sayılı kararı ile işe iadesine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret ve işe başlatılmama halinde 5 aylık ücret tutarında tazminat ödenmesine karar verildiğini, mahkeme kararının Yargıtay’ca onanarak kesinleştiğini, davacının şirkete işe iade başvurusunda bulunduğunu, bunun üzerine mahkeme ilamı uyarınca, davacının tüm kıdem ,ihbar tazminatı ve izin ücret ödemelerinin eksiksiz olarak tüm sosyal hakları da dahil edilmek suretiyle mahkeme içtihatlarına ve kanuna uygun olarak yapıldığını, davacının dava dilekçesinde belirttiği 18.849,14 TL 'lik tutarın belirtilenin aksine boşta geçen süre ve 5 aylık tazminat ödemesi olmayıp, ilk ödenen kıdem tazminatı ödemesi olduğunu, kıdem tazminatı tavanın değişmesinden dolayı fark ortaya çıkmasıyla 804.03 TL'lik fark kıdem tazminatı da davacının hesabına ödendiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, kısa kararın başka hakim tarafından verildiği, geçici yetki nedeni ile gerekçeli karar yazıldığı belirtilerek, icra takibi yapılan alacakların kısmen kabulü ile tahsili yönünde hüküm kurulmuştur.
D) Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Ayrıca hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yükümlülüklerin gerekçeye uygun olarak açıkça belirtilmesi, alacak kalemlerinin talep doğrultusunda açık ve net olarak belirlenmesi gerekir. Aksi durum infazda tereddüte yol açacaktır.
Diğer taraftan dava, İcra İflas Kanununun 67. maddesinde düzenlenen “itirazın iptali” istemine ilişkindir. itirazın iptali davası, müddeabihi, alacaklının takip konusu yaptığı alacağın, itiraza uğrayan kısmı olan normal bir eda davasıdır. Eda davalarında olduğu gibi, mahkemenin “davanın reddi” ya da “kabulü” yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi; davanın kabulü halinde de borçlu, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. (Bkz.HGK.T.18.4.2007, E.2007/19-159; K.2007/220 sayılı kararı) Bu nedenledir ki mahkeme, itirazın iptali davasında; tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Öte yandan İtirazın iptali davası açılmasındaki amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Bu nedenle itirazın iptali davası açıldıktan sonra yapılan ödemeler, takip dosyasının infazı sırasında göz önünde bulundurulacağından, icra takibi ile talep edilen asıl alacak, faiz, faiz oranı, faizin başlangıç tarihi ve diğer tüm taleplerle ilgili açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde hüküm kurulması zorunludur. İtirazın iptali ve alacak davası nitelikleri ve sonuçları itibarıyla birbirinden farklı dava türleridir. Talep itirazın iptali ise ıslah ile eda davasına çevrilmediği sürece tahsil hükmü kurulamaz.
Mahkemece kararın HMK.’un 297. maddesine aykırı olarak gerekçesiz verilmesi usule aykırı olduğu gibi dava dilekçesinde sadece itirazın iptali istendiği halde infazda tereddüde yol açacak şekilde farklı dava türü olan eda davasına ait tahsil hükmü kurulması hatalıdır.
Diğer taraftan davacının boşta geçen süre ücreti hesap raporuna göre 1.960,01 TL olduğu halde 610,00 TL ye hükmedilmesi de isabetsizdir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.