MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1- Gerekçeli karar başlığında dava tarihinin 05.06.2014 yerine 02.03.2016 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilmiştir.
2- Davacı iş akdinin haksız feshedildiği gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatlarının yanı sıra fazla çalışma ücreti, milli ve dini bayramlardaki çalışma ücreti, yıllık ücretli izin alacağı ve ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece dava özetle “…davaya konu alacakların belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği…” gerekçesi ile usulden, karşı davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin ilk kararı davacı/karşı davalı işçi vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 25.01.2016 gün ve 2015/35558 E. 2016/1688 K. sayılı bozma ilamı ile özet ve sonuç olarak, “davada hukuki yarar şartının gerçekleştiği ve bu nedenle davanın esasına girilmesi gerektiği…” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine,
Karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davacı/karşı davalı işçi vekili süresinde, davalı/karşı davacı işveren vekili ise katılma yolu ile temyiz etmiştir.
A) Davacı/karşı davalı işçi vekilinin temyizi açısından;
1-Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36'ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesinde düzenlenen Adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.
Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma (hukukî dinlenilme) hakkının ihlâlidir.
HMK.nın 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemenin karar gerekçesinde sadece feshe yönelik değerlendirmeler yapılmış, diğer fazla çalışma ücreti, milli ve dini bayramlardaki çalışma ücreti, yıllık ücretli izin alacağı ve ücret alacağının reddi hakkında gerekçeli kararda hiçbir değerlendirme yapılmamış ve gerekçe oluşturulmamıştır.
Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’nın 141 ve HMK.nın 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, gerekçesiz karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
2- Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usulî kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 2004/19 K.; 20.12.2013 gün ve 2013/23-131 E,. 2013/1681 K. sayılı kararları).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:5, s: 4738 vd).
Ayrıca Yargıtay bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı, usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay’ca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyla giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 30.11.1988 gün ve 1988/2-776 E.,, 1988/985 K. sayılı kararı).
Başka bir anlatımla Yargıtay dairesinin vardığı sonuç her türlü değer yargısının dışında hiçbir suretle başka biçimde yorumlanamayacak tartışmasız bir maddi hataya dayanıyorsa ve onunla sıkı sıkıya bağlı ise o takdirde usulî kazanılmış hak kuralı hukuki sonuç doğurmayacaktır. Yine özellikle belirtilmelidir ki, bozma kararında hukuki yönden bir niteleme yapılmış veya deliller belli bir doğrultuda değerlendirilerek bozma kararı verilmişse, bu karara uyulması halinde bozmayı yapan Daire hukuki görüş değiştirirse yada delil değerlendirmesinin yanlış olduğunu sonradan benimsese dahi maddi hatadan söz edilemez ve usulî kazanılmış hakkın doğduğunun kabulü gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2015 gün ve 2014/8-2485 E., 2015/850 K. sayılı ilamı).
Bu kapsamda örneğin, dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, bir belgenin tarihinin yanlış belirlenmesi, tapulu taşınmazın tapusuz kabul edilmesi, bir sözleşmede var olan bir hükmün yok sayılması ya da olmayan bir hükmün varsayılması gibi hallerde maddi hatanın varlığı kabul edilerek bu bozma kararları usulî kazanılmış hak doğurmayacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemenin ilk kararında asıl davanın yanı sıra davalı/karşı davacı işverenin ihbar tazminatına yönelik karşı davası da reddedilmiş, karşı davanın reddi kararı davalı/karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmemiş, bu nedenle karşı davanın reddi açısından davacı/karşı davalı işçi lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Mahkemece bozma sonrasında verilecek kararda usuli kazanılmış haklar korunmak zorundadır.
Bu nedenle karşı davanın reddi gerekirken davacı/karşı davalının usuli kazanılmış hakkı ihlal edilerek karşı davanın kabulü de hatalı olup, kararın gerekçesizlik ve usuli kazanılmış hakkın ihlali nedeni ile bozulması gerekmiştir.
B) Davalı/karşı davacı işveren vekilinin katılma yolu ile temyizi açısından;
Kabule göre, asıl davanın reddi nedeni vekil ile temsil edilen davalı/karşı davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi de hatalıdır.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı/karşı davalının esasa ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, nispi temyiz harcının ilgilisine iadesine, 28.03.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy