MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 13.09.2005-21.05.2014 tarihleri arasında çalıştığını, davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunu, yüklenici firmalar değişse de davacının kesintisiz olarak çalışmaya devam ettiğini, davacının en son ücretinin net 1.980,00 TL olduğunu, işyerinde yol ve yemek yardımı yapıldığını, davalı işyerinde normal mesai saatlerinin haftanın 5 günü 08:00-18:00 saatleri arasında olduğunu, davacının ayda 2 hafta sonu da aynı saatlerde nöbet tuttuğunu, ayrıca davacının 2010-2011 yıllarında makam şoförlüğü yaptığını bu nedenle davacının hafta içinde saat 19:00’a kadar;ayda bir hafta sonu da saat 20:00’ye kadar çalıştığını, 2012 yılından itibaren ise ayda iki defa 18:00-24:00 veya 22:00-04:00 saatleri arasında çalıştığını, 2013 ve 2014 yıllarında ise haftanın bir günü saat 20:00’ye kadar çalıştığını, davacının genel tatil günlerinin tamamında çalıştığını, yıllık izinlerin kullandırılmadığını, iş akdinin de davacı tarafından fazla mesai ücretlerinin ve ücretlerin düzenli olarak ödenmemesi nedenleriyle haklı olarak feshedildiğini, fesih bildiriminin noter kanalıyla yapıldığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı T.C. ... vekili, davacının yüklenici firmaların çalışanı olduğunu, müvekkilinin ise ihale makamı olduğunu, bu nedenle davacının taleplerinden diğer davalı işverenlerin sorumluluğunun bulunduğunu, davacının davalıya ait işyerinde 08:00-16:30 saatlere arasında; yaz döneminde ise 08:30-17:00 saatleri arasında çalıştığını, bu hususun puantaj kayıtları ile sabit olduğunu, davacının yıllık ücretli izinlerinin kullandırıldığını, 2010 yılına kadar ise izinlerin idari izin şeklinde kullandırıldığını, davacının genel tatil günlerinde çalışması halinde karşılığı olan ücretlerin ödendiğini, iş akdinin davacı tarafından haklı neden olmadan feshedildiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Kültür Şirketi vekili, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu, müvekkili şirketin davalı ...’ye ait işçilerin maaş bordrolarını ve sigortalarını düzenleyen aracı bir şirket olduğunu, davacının davalı ...’nin çalışanı olduğunu, bu nedenle öncelikle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, iş akdinin davacı tarafından haklı neden olmadan feshedildiğini, davalı işyerinde fazla mesai yapılmadığını, genel tatil günlerinde çalışmadığını, yıllık izinlerin kullandırıldığını, en son yüklenici firmanın Kültür-... İş Ortaklığı olduğunu, davacının da bu işyerinde 01.04.2013- 31.07.2013 tarihleri arasında belirli süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... Şirketi vekili, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu, müvekkili şirketin davalı ...’ye ait işçilerin maaş bordrolarını ve sigortalarını düzenleyen aracı bir şirket olduğunu, davacının davalı ...’nin çalışanı olduğunu, bu nedenle öncelikle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, iş akdinin davacı tarafından haklı neden olmadan feshedildiğini, davalı işyerinde fazla mesai yapılmadığını, genel tatil günlerinde çalışmadığını, yıllık izinlerin kullandırıldığını en son yüklenici firmanın Kültür-... İş Ortaklığı olduğunu, davacının da bu işyerinde 01.04.2013-31.07.2013 tarihleri arasında belirli süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, hizmet süresi bakımından; SGK kayıtlarında, dosya kapsamı ve tanık anlatımları bir arada değerlendirildiğinde; davacının; 13.09.2005-31.01.2006 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1062267 olan ... Tur.Güv.Tem.Yem.Hiz.Tic.Ltd.Şti. unvanlı işyerinde, 01.02.2006-30.09.2009 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1064114 olan ...Tur.Tem.+... İnş.Tem.Ltd.Şti. unvanlı işyerinde, 01.10.2009-31.03.2010 tarihleri arasında işyeri sicil numaraları 1084127 ve 1085770 olan davalılardan Kültür Tem.Bak.Hiz.Tur.İlaç.Otom.ve Yem.Hiz.San.ve Tic.Ltd.Şti‘de, 01.04.2010-31.03.2013 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1087341 olan ... Tem.Ltd.Şti.îş Ortaklığı unvanlı işyerinde, 01.04.2013-31.07.2013 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1107332 olan davalılardan Kültür Tem. Bak. Hiz. Tur. İlaç. Otom. ve Yem. Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti ‘de, 01.08.2013-30.11.2013 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1109613 olan... Sos.ve Des.Hiz.Tur.San.ve Tic.Ltd.Şti. unvanlı işyerinde, 01.12.2013-31.12.2013 tarihleri arasında işyeri sicil numarası 1111446 olan davalılardan ... Sos.ve Des.Hiz.Tur.San.ve Tic.Ltd.Şti.’de, 01.01.2014-21.05.2014 tarihleri arasında işyeri sicil numaralan 1111929 olan davalılar Kültür Tem.-... Hiz.Adi Ortaklığı’nda; işe giriş ve çıkışlarının yapıldığı, davacının en başından beri davalılardan davalı ...’ye ait işyerinde çalıştığı, yüklenici firmalar değişse de davacının çalışmasının kesintisiz olarak devam ettiği anlaşılmakla, davacının davalı işyerindeki hizmet süresinun 13.09.2005-21.05.2014 tarihleri arasında 8 yıl 8 ay 8 gün olduğu, ücret meblağı bakımından; bordroların incelenmesinde davacının en son ücretinin brüt 2.603,25 TL olduğu, bu tutarın net karşılığının 1.861,09 TL olduğu, 120,49 TL tutarındaki asgari geçim indiriminin eklenmesi ile davacıya ödenen net tutarın 1.981,58 TL’ye tekabül ettiği, bu tutarın da davacı vekilinin iddia ettiği miktar olduğu, buna göre davacının en son ücretinin net 1.861,09 TL olduğu, yol ve yemek yardımının ayrıca yapıldığı, davalılardan T.C. ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının, asıl işin kapsamında olan Zabıta Destek Hizmet İşini, Hizmet Alımı Sözleşmeleri ile yüklenici firmalara verildiği, davacının en başından beri davalı T.C. ...’na ait işyerinde kesintisiz olarak çalıştığı, dosyada mübrez SGK Hizmet Dökümü’nde belirtilen işe giriş ve çıkış tarihlerinin karşılaştırıldığında da bu hususun sabit olduğu, her ne kadar davacının çalıştığı bölüm davalı davalı ...’nin asıl işi kapsamında ise de, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 67.maddesi ile belediyeler ve bağlı kuruluşlar, asıl işlerini de 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2.maddesinin 6. fıkradaki sınırlamalar olmaksızın alt işverenlere verebileceği yönünde düzenleme bulunduğu, bu maddeye göre belediyelerin asıl işin bir bölümünü de devredebileceği, kaldı ki davacı tarafça muvazaaya dayalı bir iddia ve talepte bulunulmadığı, buna göre, davalılardan T.C. ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının asıl işveren, diğer davalı işverenleri ise son devralan alt işveren olduğu,zira son devralan alt işverenlerin davalı şirketin kurmuş oldukları Adi Ortaklık olduğu,tüm bu nedenlerle her 3 davalı işverenin de 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 2/6 bendi gereğince davalıların davacının hükmolunacak işçi alacaklarından müteselsilen sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, her ne kadar davalılar vekilleri, davacının belirli süreli iş sözleşmeleri kapsamında çalıştığını iddia etmiş iseler de,davacının 13.09.2005 tarihinden itibaren iş sözleşmelerinin yenilendiği, sözleşmelerin yenilenmesine ilişkin davalı tarafça herhangi bir objektif şartların bulunduğuna dair bir delilin de sunulmadığı, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiği ve davacının belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığı kanaatine varıldığı, dosya kapsamı ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının 2012 yılına kadar fazla mesai yaptığı, genel tatil günlerinde çalıştığı, bu çalışmaların karşılığı olan ücretlerin ödendiğine ilişkin davalı tarafça herhangi bir delilin sunulmadığı, bu nedenle iş akdinin davacı tarafından İş Kanunu’nun 24/II-e bendi uyarınca haklı nedenle feshedildiği anlaşılmakla, davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, davacı tanık beyanları ile davacının davalıya ait işyerinde;(davalı tarafın zamanaşımı defi de nazara alınarak) 10.07.2009- 01.01.2010 tarihleri arasında her ayın 3 haftasında haftanın 5 günü 08:00-18:00 saatleri arasında günde 10 saat çalıştığı, 1 saatlik ara dinlenme süresinin düşürülmesi ile günde 9 saat olmak üzere haftada 45 saat çalıştığı ve fazla mesai yapmadığı; her ayın 1 haftasında ise haftanın 7 günü 08:00-18:00 saatleri arasında günde 10 saat çalıştığı,1 saatlik ara dinlenme süresinin düşürülmesi ile günde 9 saat olmak üzere haftada 63 saat çalıştığı ve 18 saat fazla mesai yaptığı; 01.01.2010-01.01.2012 tarihleri arasında ise haftanın 3 günü 08:00-19:00 saatleri arasında günde 11 saat çalıştığı, 1 saatlik ara dinlenme süresinin düşürülmesi ile günde 10 saat olmak üzere 30 saat;haftanın 2 günü ise saat 21:00’e kadar günde 13 saat çalıştığı, 1,5 saatlik ara dinlenme süresinin düşürülmesi ile günde 11,5 saat çalıştığı ancak yerleşik içtihatlara göre bir işçinin günde 3 saati aşacak şekilde fazla mesai yapmasının mümkün olmadığı,buna göre davacının haftanın 2 günü de günde 10,5 saat olmak üzere 21 saat çalıştığı, neticede davacının 2010 ve 2011 yıllarında haftada 51 saat çalıştığı,bu sürenin de haftalık çalışma süresinden 6 saat fazla olduğu anlaşılmakla, davacının fazla çalışma yaptığı ve davalı tarafça fazla mesai ücretlerinin ödendiğine dair yazılı ödeme belgesi ibraz edilmediğinden davacının fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği sonucuna ulaşılmış, davacı çalışma süresi ile ilgili olarak çalışmama ihtimali bulunduğu günlerde nazara alınarak bilirkişi tarafından hesap edilen miktardan %30 oranında takdiri indirim yapıldığı, dosya kapsamı ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacı tanıklarının davacının 2012 yılına kadar olan çalışma koşulları hakkında beyanda bulundukları, yerleşik içtihatlara göre, tanıkların beyanlarına çalıştığı süre ile sınırlı olarak itibar edilmesi gerektiği, dosyada mübrez puantaj kayıtlarında da davacının 2013 ve 2014 yıllarında genel tatil günlerinde çalışmadığı anlaşılmakla, çalışılan süre içerisinde gerçekleşen genel tatil günleri alacağından %30 oranında takdiri indirim yapıldığı, davalı tarafça davacının yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığına veya karşılığı olan ücretlerin ödendiğine ilişkin herhangi bir delilin sunulmadığı ancak dosyada mübrez puantaj kayıtlarında davacının Ekim 2013 ayında 5 gün; Ekim 2012 ayında 4 gün; Ağustos 2012 ayında 2 gün olmak üzere toplam 11 gün yıllık izin kullandığı anlaşılmakla, davacının (130-11=) 119 gün yıllık izin ücret alacağı bulunduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı ... vekili, davalı Kültür Şirketi vekili ve davalı ... Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117. maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 sayılı TBK 154. maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece davaya karşı zamanaşımı def'i gözetilmiştir. Dava dilekçesi belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilmemiş, dava kısmi dava şeklinde açılmıştır.
Davalı ... ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunması yapmıştır. Zamanaşımı savunması, müşterek müteselsil sorumlu olanlara sirayet edeceği için bu zamanaşımı savunmasından davalı şirketler de istifade ederler.
Bu nedenle ıslaha karşı süresinde ileri sürülen zamanaşımı savunmasına göre tüm davalıların sorumlulukları yeniden hesaplanmalıdır.
3-Ulusal bayram genel tatil ücreti bakımından, birden fazla davalı bulunmasına karşın “davalıdan” tahsiline karar verilmesinin infazda tereddüt yaratacağının, bu nedenle bu alacak kaleminden sorumlu davalının/davalıların hüküm yerinde açıkça belirtilmesi gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/06/2019 gününde oybirliği ile karar verildi.